20 Kasım 1989’da BM Çocuk Hakları Sözleşmesinin kabul edilmesiyle birlikte, her yıl 20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü olarak kutlanmaktadır. Sözleşmenin 30. yıl dönümüne geldiğimiz bugün, ne yazık ki hakları yasalarca tanınmış olmasına rağmen, birçok çocuğumuzun yaşam koşullarında iyileşmeden öte gerileme söz konusudur.

Tarih boyunca aralıklarla meydana gelen siyasi, sosyal ve ahlaki yozlaşma, içinde bulunduğumuz çağda da kendini göstermektedir. Tüm bunlardan en çok zarar gören kesim ise geleceğimizin inşasında bir yapı taşı niteliğinde olan çocuklarımızdır.

Çocukların hassas yapıları itibariyle özel ilgiye ihtiyaç duymaları, onları maruz kalabilecekleri zorluklara karşı savunmasız bırakmaktadır. Bu zorluklara ebeveyn kaybının dâhil olduğu durumlarda ise söz konusu hassasiyet oranı daha da artmaktadır. Tüm bu faktörlerin çocuğun gelişiminde ve hayatının ilerleyen safhalarında fiziksel ve psikolojik sorunlara zemin hazırlaması da kaçınılmazdır.

BM’ye göre, 2018 sonu itibariyle dünya genelinde 70,8 milyon kişi zorla yerinden edilmiştir. Yalnızca bugün, savaşın sürdüğü Suriye’yi göz önüne aldığımızda, dünyada farklı ülkelere yayılmış 5,7 milyonun üzerinde Suriyeli mültecinin yaşadığı bilinmektedir. Bu rakamın yaklaşık %45’ini çocuklar oluştururken, 500 bin civarında Suriyeli çocuğun da yetim kaldığı tahmin edilmektedir.

2016 yılı itibariyle dünyada yaklaşık 385 milyon çocuk aşırı yoksulluk içinde yaşamaktadır. Her yıl yaklaşık 1 milyon kişi su ve hijyen kaynaklı hastalıklardan dolayı yaşamını yitirirken, her 2 dakikada bir çocuk yine aynı sebeplerden ötürü yaşama veda etmektedir. Az gelişmiş ülkelerde, yaklaşık dört çocuktan biri (5-17 yaş arası) sağlıklarına ve gelişimlerine zarar verebilecek işçilikle uğraşmaktadır.

Çocuklarımız içerisinde en mahzun olanları ise şüphesiz yetimlerimizdir. UNICEF’in 2015 yılı verilerine göre, dünyada 140 milyon yetim bulunmaktadır. Sağlıklı veri alınamayan Çin, Brezilya, Rusya ve bazı Afrika ülkeleri de hesaba katıldığında, bu sayının 400 milyon civarında seyrettiği tahmin edilmektedir. Bunun yanı sıra, anne ve babası hayatta olduğu halde onların şefkatinden ve ilgisinden uzak olan sosyal yetimlerimizi de düşündüğümüzde bu sayı daha da artmaktadır.

Ne yazık ki birçok devlet, çocuk haklarının uygulanması noktasında yetersiz kalmaktadır. Diğer bir sorun ise savaş ve ekonomik sebepler ile kendi devletinin sahip çıkmadığı çocukların akıbetidir. Bizler çocuklarımız için din, cinsiyet ve ırkı ayrımı gözetmediğimiz gibi devleti de ayırt edilmeksizin korunması gerektiğini savunmaktayız.

Bugün Suriye’de devam eden savaşta birçok çocuğumuz annesiz ve babasız kaldığı gibi devletsiz de kalmıştır. Kendi devletinin sahip çıkmadığı ve anne babasını kaybetmiş çocuklara kimin sahip çıkacağı hepimizin gündeminde en üst sırada olması gereken bir başlıktır. Bu konuda uluslararası örgütlerin aktif ve koruyucu roller üstlenmesi gerekmektedir.

Bizim için dünyaya katacağı güzellik açısından Halep’teki bir çocukla Paris’teki bir çocuk arasında fark yoktur. Zira fiziksel ve psikolojik olarak sağlıklı yetiştirilmeyen bir çocuğun dünyaya verebileceği zarar bölgeyle sınırlandırılmaz. Ayrıca bu çocuklarımızın geleceğimizin büyükleri ve yöneticileri olacağını düşündüğümüzde, fiziksel ve psikolojik olarak yetersiz yetişmiş bir neslin yöneticiliğinde, dünya mutluluğa koşmayacaktır.

Bizler çocuklarımızın haklarını her ne kadar kanunlarla düzenlesek de başarılı olmak için dünyanın güzelleşmesine öncelikle evimizden, sokağımızdan ve mahallemizden başlamalıyız. Bu sebeple her ailenin, kendi çocuğunun fiziksel ve psikolojik gelişiminden birinci derece sorumlu olduğu göz ardı edilmemeli ve devletin bu süreci aktif olarak takip ederek aksayan yönler ile ilgili gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.

Çocukların fiziksel ve psikolojik gelişiminde en önemli etken aile müessesesidir. Ailede yaşanacak olası problemlerin, aile danışmanları aracılığıyla çözüme kavuşturulması en çok da çocukların kazanımını sağlayacaktır. Devletin, boşanma söz konusu olduğunda evlilik birliğinin ihyası için çiftleri aile danışmanlığına yönlendirerek çözüm aramayı şart olarak kabul etmesi ve bu kapsamda düzenleme yapması, evlilik birliğinin korunması açısından elzemdir.

Bizler de dünyadaki tüm çocuklarımızın tebessümüne talip olmak, onlarla gönül köprüleri kurmak ve geleceğin erdemli nesillerini yetiştirmek üzere çalışmalarımızı sürdüreceğimizi kamuoyuna saygıyla duyururuz.