20 Kasım 1989’da kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin 31. yıl dönümünde İHH İnsani Yardım Vakfı, Uluslararası Mülteci Hakları Derneği, Yeryüzü Çocukları Derneği ve Mülteci Dernekler Federasyonu ile birçok katılımcı STK ile ortak basın açıklaması düzenledik. Basın açıklamamız İstanbul Fatih’teki Yetim Vakfı Genel Merkezimizde gerçekleşti. İmzacı STK’larımızın katılımı ile gerçekleştirilen basın açıklamamızda Birleşmiş Milletler’e, 31 yıl önce kabul ettiği sözleşmeye uyarak, savaş bölgelerindeki çocuklar için harekete geçmesi çağrısında bulunduk.

İlk açıklamayı yapan Vakfımızın Genel Başkan Vekili Hüsamettin Orhan,” “Dünya çocuk hakları konusunda sınıfta kalmış durumda. Bizler çocuklara haklarını hatırlatmak konusunda iyi bir öğretmen olmalıyız.” dedi.

Uluslararası Mülteci Hakları Derneği Başkanı Abdullah Resul Demir de, ““Her çocuğun üstün yararı için, hiçbir ayrım gözetmeden her türlü desteği sağlamaya hazırız.” diye konuştu.

Genç İHH Başkanı Abdullah Muhammed İslam ise, ““Nasıl ki kendi çocuklarımız ile ilgili hassasiyet gösteriyorsak, dünyadaki tüm çocuklarımızın iyiliği için aynı hassasiyeti ve gayreti göstermek zorundayız.” ifadelerini kullandı.

Yeryüzü Çocukları Der Eğitim Koordinatörü Betül Ünlü de, “Herkes kendi çocuğundan, erişebildiği, sohbet edebildiği bütün çocuklardan sorumludur. Kendi çocuklarımıza, kardeşlerimize tanıdığımız, bizim irade ve gücümüzde olan hakları bir düşünün. Devletler eğitim hakkını vatandaşlık hakkına sahip olan çocuklar üzerinde denetleyebilir, çocuğun eğitimdeki başarısından, oyun hakkından, huzurlu uykularından, güvenli adımlarından büyük ölçüde ailesi, en yakınındakiler mükelleftir” şeklinde konuştu.

20 Kasım #DünyaÇocukHaklarıGünü Ortak Basın Bildirimiz – 2020

Çocuklar bizim en masum öğretmenlerimizdir.

20 Kasım Dünya Çocuk Hakları Günü, 1989 yılında kabul edilen Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi’yle birlikte çocuk haklarının yasalarca tanınmasının kutlandığı gündür.

Çocuk Hakları Sözleşmesi, 197 ülkenin onayı ile insan haklarına ilişkin sözleşmeler içinde “en fazla imza atılmış” insan hakları belgesi olma özelliğini taşımaktadır.  Ancak sözleşmenin 31. yıl dönümüne geldiğimiz bugün, hakları yasalarca tanınmış olmasına rağmen ne yazık ki birçok çocuğumuzun yaşam koşullarında iyileşmeden öte gerileme yaşanmakta, alınan kararlar yalnızca uluslararası bir metnin satırları arasında sıkışıp kalmaktadır.

Çocukların hassas yapıları itibariyle özel ilgiye ihtiyaç duymaları, onları maruz kalabilecekleri zorluklara karşı savunmasız bırakmaktadır. Bu zorluklara ebeveyn kaybının dâhil olduğu durumlarda ise söz konusu hassasiyet oranı daha da artmaktadır. Tüm bu faktörlerin çocuğun gelişiminde ve hayatının ilerleyen safhalarında fiziksel ve psikolojik sorunlara zemin hazırlaması da kaçınılmazdır.

Gerek Kenya’da evi barkı olmayan annelerden zorbalıkla koparılarak karaborsada satılan bebeklerin durumu, gerekse Azerbaycan’da ve dünyanın çeşitli ülkelerinde sivil halklara yönelik gerçekleştirilen hain saldırılarda katledilen çocukların durumu, çocuk haklarının nasıl ayaklar altına alındığının en çarpıcı örnekleri olarak karşımızda durmaktadır.

Savaş, göç ve doğal afetler nedeniyle zor şartlarda yaşayan çocuklar için ise durum koronavirüs salgınıyla birlikte daha da zorlaşmıştır. Salgın nedeniyle bugün milyonlarca çocuğun eğitimden mahrum kaldığı bilinmektedir. Tüm dünyada, 5 ile 17 yaş arasında olup okula gitmeyen çocuk ve genç sayısı toplam 303 milyonu bulmuştur.

UNHCR’ın (Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği) güncel verilerine göre dünya genelindeki mülteci sayısı son 20 senede %100 artarak 79,5 milyonu bulmuştur. Yine aynı rapordaki verilere göre dünya genelindeki mülteci sayısının %40’ını çocuklar oluşturmaktadır.  Suriye savaşı nedeniyle son yıllarda en fazla göç alan ülkeler arasında olan Türkiye’de ise 1,7 milyondan fazla mülteci çocuk bulunmaktadır.

Yine uluslararası raporlara göre dünyada 400 milyon civarında yetim bulunmaktadır. Bunun yanı sıra, anne ve babası hayatta olduğu halde onların şefkatinden ve ilgisinden uzak olan sosyal yetimlerimizi de düşündüğümüzde bu sayı daha da artmaktadır.

Böyle bir tablo karşısında masumiyet timsali olan çocuklarımız; savaş, göç ve yoksulluk gibi olumsuzlukların içinde kalmamalı; renk, cinsiyet, inançlarına göre farklı muameleye tabi tutulmamalıdır. Bu kelimelerin anlamını bile bilmemeleri gereken yaşlarda, tüm bunlara maruz kalmalarına izin verilmemelidir.

Her şartta, savaşta ve barışta hatırlamamız ve öncelememiz gereken şey çocuklara karşı birinci derecede sorumlu olduğumuzdur. Devletlerin güvenlik gerekçeleri, yüksek çıkarları çocuklara karşı olan sorumlulukları gölgeleyecek gerekçeler olmamalıdır.

Bizler çocuklarımızın haklarını her ne kadar kanunlarla düzenlesek de başarılı olmak için dünyanın güzelleşmesine öncelikle evimizden, sokağımızdan ve mahallemizden başlamalıyız. Bu sebeple, her ailenin kendi çocuğunun fiziksel ve psikolojik gelişiminden birinci derecede sorumlu olduğu göz ardı edilmemeli ve devletin bu süreci aktif olarak takip ederek aksayan yönler ile ilgili gerekli tedbirleri alması gerekmektedir.

Çocukların fiziksel ve psikolojik gelişiminde en önemli etken aile müessesesidir. Ailede yaşanacak olası problemlerin, aile danışmanları aracılığıyla çözüme kavuşturulması en çok da çocukların kazanımını sağlayacaktır. Devletin, boşanma söz konusu olduğunda evlilik birliğinin ihyası için çiftleri aile danışmanlığına yönlendirerek çözüm aramayı şart olarak kabul etmesi ve bu kapsamda düzenleme yapması, evlilik birliğinin korunması açısından elzemdir.

Bizler dünyadaki tüm çocuklarımızın tebessümüne talip olmak, onlarla gönül köprüleri kurmak ve geleceğin erdemli nesillerini yetiştirmek üzere çalışmalarımızı gayretle sürdüreceğiz.

Kamuoyuna saygılarımızla.