Doğu Türkistan Eğitim Kamplarında Çocuklar

Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak bilinen “Doğu Türkistan”, Asya’nın kalbinde yer almaktadır.
11.04.2022 | Fatma Yazıroğlu
Doğu Türkistan Eğitim Kamplarında Çocuklar

GİRİŞ

Çin’in “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” olarak bilinen “Doğu Türkistan”, Asya’nın kalbinde yer almaktadır. Başkenti Urumçi’dir. Bölge, doğuda Çin ve Moğolistan, kuzeyde Rusya, batıda Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Afganistan, Pakistan ve Hindistan, güneyde Tibet ile komşudur. Stratejik konumu itibariyle Çin açısından oldukça önemlidir.

Birçok büyük medeniyete ev sahipliği yapmış ve tarihin çeşitli dönemlerinde ilim ve kültür merkezi olmuş Doğu Türkistan, Türkçe konuşan Uygurların ve diğer Orta Asya halklarının anavatanıdır. Burada yaşayan Müslüman etnik grupların yaklaşık 30 milyon olduğu bilinmekle birlikte, bunların en büyüğü, kültürel ve dinî açıdan uzun süredir ayrımcılığa ve kısıtlamalara maruz kalan Uygurlardır.[1]

Çin hükûmeti bölgeye sahip olmak için sert politikalar takip etmektedir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu politikalardan en çok çocuklar etkilenmektedir. Bu çalışmada ilk olarak Çin hükûmetinin Doğu Türkistanlıları asimile etmek için oluşturduğu sözde eğitim kamplarından bahsedilecek ve kamplardaki hayat şartları üzerinde durulacaktır. İkinci olarak eğitim kampları çocuklar özelinde ele alınacak ve bu kampların, çocukların eğitimi, fizikî ve psikolojik durumu üzerindeki etkileri değerlendirilecektir.

DOĞU TÜRKİSTAN SORUNUNUN BAŞLANGICI

Doğu Türkistan, Çin’in batıya açılan kapısı olması hasebiyle uzun yıllar Çin Komünist Partisi önderliğinde işgale maruz kalmış ve kalmaya devam etmektedir. Komünistler tarafından 1955 yılında Doğu Türkistan topraklarında Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin kurulmasıyla birlikte Müslümanlar için zor günler başlamıştır. 1990’larda Sovyetler Birliği’nin dağılması ve Orta Asya’da bağımsız Müslüman devletlerin ortaya çıkmasından sonra bölgede gösteriler artmış, ancak hükûmet hepsini bastırmıştır. Özellikle 11 Eylül 2001’de ikiz kulelerin yıkılmasını müteakip yıllarda ABD Afganistan’ı işgal etmiştir. Bununla birlikte Çin, Uygurları “dinî aşırılık yanlısı” ve “terörist” olmakla suçlayarak kitlesel tutuklama sürecini başlatmış, ayrıca hükûmetin “ayrılıkçılık” ile bağdaştırdığı bütün faaliyetler, ağır bir şekilde devlet tarafından bastırılmıştır.

Nitekim Müslümanlar keyfî olarak gözaltına alınmakta ve binlerce insan işkence görmektedir. Çin hükûmeti silahlı güvenlik güçleri tarafından, özellikle Uygurları hedef alan ve çatışmaları kışkırtan güvenlik kontrolleri ve gözaltılar gerçekleştirmektedir. Dahası okullarda Uygurca yasaklanmış ve eğitim dili olarak Çince kabul edilmiştir. Ülke genelinde Uygurca yazılmış yüz binlerce kitap yakılırken, Doğu Türkistan’daki Çin üniversiteleri, öğrencilerin mezun olmadan önce Çin hükûmetine bağlılıklarını beyan etmelerini ve siyasî görüş sınavını geçmelerini zorunlu kılmıştır. Ayrıca Doğu Türkistan halkını asimile etmek için bölgeye milyonlarca Çinli yerleştirilmekte; Uygurlara uygulanan acımasız ve gayri insanî politikalar sebebiyle bölgede Müslüman ve Türk kimliği oldukça zarar görmektedir.

Çin hükûmetinin bir diğer asimile politikası da dünyaya “meslek eğitim ve öğretim merkezi” olarak tanıttığı toplama kamplarıdır. Uygurlar sırf sakal bırakmak, Müslüman olmak, Çince konuşmamak, yurt dışında bir tanıdığı olmak, yurt dışını telefonla aramak veya bir pusulaya, çadıra, pasaporta sahip olmak gibi basit sebeplerle kamplara alınmakta ve çeşitli işkencelere maruz kalmaktadır. İnsanlar mahkemeye çıkarılmaksızın ve kendilerine hiçbir suç isnat edilmeksizin kamplara alınmakta ve en yakınlarına bile nereye götürüldüklerine ve nerede tutulduklarına dair bilgi verilmemektedir.

Çin, Müslümanlara terörist damgası vurarak bu politikaları örtbas etmekte ve kamuoyuna karşı kendisini haklı göstermekte; ayrıca Doğu Türkistan’da yaşananlar hakkında bilgi almak isteyen medyayı engelleyerek gerçek verilere ve bilgilere ulaşılmasına mani olmaktadır.

SÖZDE EĞİTİM KAMPLARI

Çin hükûmeti tarafından “meslekî eğitim ve öğretim merkezi” olarak adlandırılan kamplar, Çin Komünist Partisi genel sekreteri Xi Jinping yönetimi tarafından 2014 yılında kurulmuş ve insanlar kitlesel olarak Nisan 2017’den itibaren kamplara alınmaya başlamıştır.

 Kampların kurulmasının arka planında, Çin’in dünyayı ticarî ve siyasî anlamda hâkimiyeti altına almak istediği “Bir Yol Bir Kuşak” projesini hayata geçirmek istemesi yatmaktadır. Bunun için de Müslümanların inanç ve kültürlerini baskı altına almaları ve proje için stratejik nokta olan bölgeyi tamamen kontrollerinde tutmaları gerekmektedir. Ayrıca kamplar yoluyla Müslümanların örgütlenmesine engel olmayı ve onların dirençlerini kırmayı amaçlamaktadırlar.

Çin’in acımasız politikalarına karşı Müslümanlar ellerinden geldiğince direnmeye ve hükûmete karşı durmaya çalışmışlardır. Örneğin Çin’in güneydoğusunda bulunan Shaoguan’daki bir oyuncak fabrikasında Uygur bir işçinin işten çıkarılmasıyla çatışmalar patlak vermiş;[2] 5.000’den fazla Çinlinin 300 civarında Uygur işçiye saldırmasıyla bu durum katliama dönüşmüştür. Müslümanlar yaşananlara boyun eğmemek için Urumçi’de gösteriler düzenlemiş, ancak Çin hükûmeti bu gösterilere oldukça sert bir şekilde müdahale etmiştir. 5 Temmuz’da Urumçi’de katledilen işçilerin yakınlarından ve üniversite öğrencilerinden oluşan binlerce kişi, yetkililerden, olaylara kayıtsız kalmamalarını ve olayların içyüzünü araştıracak bağımsız bir heyet görevlendirmelerini istemiştir.[3] Ancak Çin polisinin göz yaşartıcı gaz ve ağır silah kullanması, Doğu Türkistan genelinde bu eylemleri kitlesel bir gösteriye dönüştürmüş ve bu tarihten sonra hükûmet nezdinde bütün Uygurlar terörist olarak kabul edilmiştir.

İlerleyen zamanlarda bu kamplara sadece Uygur Türkleri değil, farklı milletlerden insanlar da alınmıştır. Bu bağlamda uzmanlara ve hükûmet yetkililerine göre Nisan 2017’den bu yana yaklaşık sekiz yüz ilâ iki milyon Müslüman gözaltına alınmış ve aileleriyle iletişim kurmaları yasaklanmıştır.[4]

Bu sebepten dolayı birçok ülke, Çin hükûmetini suçlamaktadır. Nitekim ABD, Çin’i Doğu Türkistan’da soykırım yapmakla suçlayan birkaç ülke arasındadır. Uluslararası Af Örgütü ve İnsan Hakları İzleme Örgütü ise Çin’i insanlığa karşı suç işlemekle suçlayan raporlar yayımlamıştır.[5] Ancak Çin, bütün insan hakları ihlalleri iddialarını reddederek eğitim kamplarının bölgedeki ayrılıkçılık ve İslamcı militanlıkla mücadele etmek için var olduğunu iddia etmektedir.

İnsanların kamplara alınma sebeplerine bakılacak olursa, basında çıkan haberlere göre bunun çeşitli nedenleri olduğu söylenebilir. Bu nedenlerden biri Türkiye ve Afganistan gibi Çin’in hassas kabul ettiği ülkelerden herhangi birine seyahat etmek veya bu ülkelerdeki insanlarla temas kurmaktır. Müslüman olmak, camilerdeki hizmetlere katılmak, üçten fazla çocuk sahibi olmak, Kur’an ayetleri içeren metinler taşımak, sakal bırakmak, Çince konuşmamak, çadır sahibi olmak ve Çin bayrağının bulunduğu yerlerde başörtüsü takmak da diğer nedenlerden sadece birkaçıdır.[6]

KAMPLARDAKİ HAYAT ŞARTLARI

2018 yılında Agence France-Presse tarafından yayınlanan bir raporda, binlerce gardiyanın, teller ve kızılötesi kameralarla çevrili binalarda alıkonan tutukluları gözetlemek için sivri uçlu sopa, göz yaşartıcı gaz ve sersemletici silah taşıdığı belirtilmiştir.[7] Anlaşıldığı üzere Çin’in “yeniden eğitmek” politikası, toplama kamplara kapattığı kişileri “komünist ideolojiyi kabul etmeye ikna etmek ve Parti’nin emirlerine itaat edecek kıvama getirmek” anlamına gelmektedir.[8] Bu sebeple kamplarda türlü işkencelere maruz kalan insanlara “eğitim” adı altında Çince öğrenmek ve başta yöneticiler olmak üzere bütün Çinlileri öven marşlar söylemek şart koşulmuştur.

Ayrıca, kampların çoğu fabrikalara entegre edilmiş ve buralara kapatılan insanların ücretsiz çalıştırılması amaçlanmıştır.[9] Nitekim Çin hükûmeti “işçi ihraç programı” ve “haşar” olarak adlandırılan sistemlerle, toplama kamplarında tutulan Müslümanları tekstil fabrikalarında ücretsiz çalıştırmakta;[10] bu sayede ucuz iş gücü elde etmektedir.

Haşar sisteminde aile fertlerinden biri, mutlaka kamu alanında çalışmak zorundadır. Eğer ailede yetişkin erkek birey yoksa kadınlar veya çocuklar bu iş için mecbur bırakılmakta;[11] 2002 işçi programıyla 14 yaşından itibaren çocuklar da çeşitli alanlarda çalıştırılmak üzere Çin’in iç bölgelerine gönderilmektedir. Esasında hükûmet, kamplara alınan insanları uyuşuk ve tembel bireyler olarak niteleyerek onları fabrikalarda zorla çalıştırmayı hedeflemiş, böylece tutsakların eğitilmiş, çalışkan birer birey olacaklarını iddia etmiştir.

Pekin yönetimi, Çin’de yaşayan binlerce Müslüman’ın kamplarda kaybolmasından sonra birkaç önemli gazeteciye kamplara girme izni vermiş; onlara gerçeklerin aksine meslek öğrenen, spor yapan, dans eden insanlar göstermiştir.[12] Oysa kamptan kurtulmayı başarabilmiş insanların verdiği bilgilere göre oradaki insanlar her cuma günü domuz eti yemeye ve Allah’ı inkâr eden yeminler etmeye zorlanmaktadır.[13] Tutsakların kendi dillerinde konuşmaları kesinlikle yasaktır. Kamplarda sürekli birilerinin ortadan kaybolduğunu yahut işkencelere dayanamayıp öldüğünü söyleyen tanıklar, yazın aç ve susuz, kızgın güneş altında, kışın ise ıslatılmış buz üstünde çıplak ayakla beklemek veya karanlık bir hücreye kapatılmak gibi türlü işkencelere maruz kaldıklarını anlatmışlardır.[14] Ayrıca tanıklar, kamplardaki kadınların tecavüze ve zorla kısırlaştırmaya maruz kaldıklarını belirtmiştir.

KAMPLARDA ÇOCUK OLMAK

Doğu Türkistan’daki hükûmet belgelerinden elde edilen bilgilere göre on binlerce Uygur, Kazak, Kırgız çocuk, anneleri veya babaları toplama kamplarına alındıkları için ebeveynsiz bırakılmaktadır. Hükûmet tarafından eğitim kamplarına alınan bireylerin çocukları “dezavantajlı” kabul edilmiş ve 2020 yılına kadar bütün kimsesiz çocukların kamplara alınmasına karar verilmiştir.[15] Ebeveynleri kamplara götürülen bu çocuklar “sevgi dolu kalp, melek evleri, çocuk sığınma evi, meslekî eğitim merkezi” gibi isimler verilen kamplara alınmaktadır.[16] Adrian Zenz’in araştırmasına göre 2019’a kadar toplam 880.500 çocuk bu yatılı tesislerde yaşamaktadır.[17] Her ne kadar bu tesisler dışarıdan anaokulu izlenimi verse de gerçekte hapishaneden farksızdır. Ayrıca Kaşgar’daki bir ilçede anaokuluna kayıtlı 30 çocuktan 25’inin bir ebeveyni yetkililer tarafından gözaltına alınmışken, her iki ebeveyni de gözaltına alınan çocuklara ayrı bir anaokulunda eğitim verilmektedir.[18]

Çin Komünist Partisi’nin devlet eliyle yatılı okullar açma kararının arkasındaki mantığa göre ebeveynler toplama kamplarına alınacak ve zorunlu çalışma kamplarında yargısız bir şekilde alıkonulacaktır. Dolayısıyla çocuklar için de bakım tesisleri zorunlu hâle gelecektir.

Bu politikayla küçük yaştaki çocukları asimile etmek ve Çin yönetimine sadık birer birey olarak yetiştirmek hedeflenmiştir. En az yarım milyon Uygur çocuğun bu yatılı okullarda ikamet ettiği bildirilirken etnik kimliğe dayalı bu tutuklamalar, çocuk haklarının ihlali anlamına gelmektedir.

Bu ihlalleri somutlaştırmak ve net bir şekilde gözler önüne sermek için yetimhanelerde yaşayan çocukların öncelikle sağlık ve eğitim durumlarına bakılmalıdır.

  1. Eğitim

Anne ve babaları hapishaneye ya da kamplara götürülen çocukların yetimhanelere alınmasıyla birlikte onlar için zor bir süreç başlamaktadır. Zira Çin hükûmeti bu “kimsesiz çocukları” asimile etmek maksadıyla sıkı bir eğitim politikası takip etmektedir. Oysa Çin’in bu yaptığı, kendi kanunlarına göre yasal değildir ve onun kanunlarına göre ebeveynsiz çocuklara bakacak olan, onların yakın akrabalarıdır.

“Kimsesiz çocuklar”, öğrencilerin yakından izlendiği devlet yetimhanelerine veya yüksek güvenlikli yatılı okullara yerleştirilir. Bu okullarda savunma saldırı sistemleri, tam kapsamlı gözetim, elektrikli çit ve bilgisayarlı devriye sistemleri bulunur. Öğrenciler Uygurca yerine Mandarin diliyle konuşmak zorundadır ve dersler komünist öğretmenler eşliğinde yapılmaktadır. Tek tip Çin müfredatını okumaya mecbur bırakılan çocuklara askerî eğitim de verilmektedir. Çocuklar belirlenen kıyafetleri giymek, domuz eti yemek ve Çince konuşmak zorundadır. Dolayısıyla kamplardan çıkan çocukların ana dillerini unuttukları gözlemlenmiştir. 

Yatılı okullardan kurtulmayı başarabilen çocuklar, kendilerinden istenilenleri yapmadıkları takdirde şiddet gördüklerini, bodrum katına gönderilerek tek başlarına, karanlık bir odaya kilitlendiklerini ifade etmişlerdir. Ayrıca çocuklar, emirleri takip etmedikleri veya yeterince hızlı öğrenmedikleri zaman, öğretmenleri tarafından “motosiklet” denilen bir pozisyonda bekletilerek cezalandırılmaktadır. Bu pozisyonda iki kol öne doğru uzatılmakta, dizler yarım çömelme pozisyonunu almakta ve çocuklar dakikalarca bu şekilde tutulmaktadır.[19] Uzmanlar, bunun Çinli yetkililerin, azınlık çocukları, ülkedeki baskın Han etnik grubu gibi konuşma ve davranmaya alıştırma çabalarının bir parçası olduğunu belirtmektedir.

  1. Sağlık

Dış dünyayla bağlantısı olmayan çocuklara haftada bir kere aileleriyle görüşmeleri için izin verilmektedir. Böylece bu çocuklar, yetişkin aile üyelerinin çektikleri ıstırabın ayrıntılarından habersiz kalırken, ruhsal durumları da büyük zarar görmektedir. Nitekim 200 Uygur çocuğun eğitildiği bir kampta görev yapan bir öğretmen, çocukların gece annelerini çağırarak ağladıklarını ve kendilerine zarar vermek için çamaşır suyu içtiklerini belirtmiştir.[20] Dahası ailelerinden koparılan çocuklar, yaşadıkları travmanın fazlasıyla farkındadır. Örneğin, kamplarda kız ve erkek çocukların tek tip saç kesimi, onların bilinçaltına “suçlu oldukları” düşüncesini yerleştirmektedir. Böylece aşırı stresli durumların neden olduğu travmalar, onların sağlığını, yaşam kalitesini ve yaşam süresini olumsuz etkilemektedir.

Başka bir mesele de kampların aşırı kalabalık olması, çocukların yetersiz beslenmesi ve ortamda hijyen eksikliği olmasıdır. Bunun gibi pek çok sebep çocukların sağlık durumunu olumsuz anlamda etkilemektedir. Nitekim yetimhaneleri tavuk kümesine benzeten bir görevli, çocuklara haftada sadece bir kez et verildiğini, diğer öğünlerde ise çocukların pirinç çorbası yemek zorunda kaldıklarını anlatmıştır.[21]

Nitekim Türkiye’de öğrenci olarak bulunan Uygur Mukerrem Mahmut’un anlattıklarına göre annesi kendisine para gönderdiği için altı yıl hapis cezasına çarptırılmıştır. Ayrıca babası bilinmeyen bir nedenle 15 yıl hapis cezasına mahkûm edilmiş, dört kardeşi Hami’deki devlet yatılı okullarına gönderilmiş, 15 yaşındaki kardeşi Abdullah ise tedavi edilemediği için 2019 yılında kanserden dolayı vefat etmiştir. Bu hadise kamplardaki çocukların sağlıklarının önemsenmediğine dair somut örneklerden sadece biridir.

Üstelik yetimhanedeki çocukların bazıları organ ticareti için kullanılmaktadır. Şöyle ki Çin hükûmeti, Uygur Müslümanları zorla belli muayenelere ve kan testlerine tabi tutarken, her bir tutuklunun test sonuçları, çevrimiçi bir veri tabanına kaydedilmektedir.[22] Bu durum çocuklar için de geçerlidir. Yetimhanelerdeki çocukların organ muayenesi sonucu sağlıklı organlara sahip oldukları anlaşılırsa, özellikle böbrekleri ve karaciğerleri alınmakta ve toplanan bu organların ticareti yapılmaktadır. Maalesef birçok çocuk nakil sırasında veya daha sonra yaşanan komplikasyon sonucu hayatını kaybetmektedir.

Organ ticaretinde kullanılmaları sebebiyle kamplardaki çocukların akıbetleri konusunda büyük bir belirsizlik söz konusudur diyebiliriz. Bu bağlamda çocukların evlatlık verilmesi de onlara ulaşılamamasının en büyük sebeplerinden biridir. Ailelerinden ayrı bırakılan ve yetimhanelere alınan çocukların kimlikleri değiştirilerek Çinli ailelere evlatlık olarak verildiği bilinmektedir. Bu konuda detaylı bilgi olmamakla beraber bir yetimhane görevlisinin verdiği röportajda, herhangi bir Çinli aile, evlatlık almak için yetimhanelere müracaat ederse istediği çocuğu alabilmekte, bu konuda kendisine herhangi bir şart koşulmamaktadır.[23]

Özetle, Çin hükûmeti tarafından ebeveynlerin toplama kamplarına alınmaları ve çocukların devlet tarafından işletilen yetimhanelere yerleştirilmesi gibi politikalar, Doğu Türkistanlıların farklı etnik ve dinî gruplara mensubiyetleriyle ilgili olduğu için kimliğe dayalı ayrımcılık teşkil etmektedir. Dahası, hükûmetin bu uygulamaları ve onayladığı 54 maddelik Çocuk Hakları Sözleşmesi arasında bir tenakuz olduğunu söylemek mümkündür.[24] Önceki bölümlerde de bahsedildiği gibi sözleşmeye aykırı olarak çocukların birçok hakkı ihlal edilmektedir.

Sözleşmenin 25. maddesinde yer alan “Taraf Devletler, fiziksel veya zihinsel sağlığının bakımı, korunması veya tedavisi amacıyla yetkili makamlar tarafından yerleştirilen bir çocuğun, çocuğa sağlanan tedavinin ve ilgili bütün diğer koşulların periyodik olarak gözden geçirilmesi hakkını tanır.” ifadesinde, çocukların bedensel ve ruhsal gelişimleri için uygun ortamlar sağlanması vurgulanmıştır.[25] Ancak Çin hükûmeti, elektrik verilmiş dikenli teller ve yüksek duvarlarla çevrilen, içerideki her hareketin izlendiği bir kamera sistemi olan, kapıda silahlı askerleri bulunan ve çocukların dünyayla iletişimini kesen kamplar inşa etmektedir.[26]

Ayrıca, “çocukların ana dillerinde eğitim görme hakkı” en açık şekilde Çocuk Haklarına Dair Sözleşme’nin 30. maddesinde yer almakla birlikte, uluslararası hukukta güvence altına alınmıştır. 30. maddeye göre “Etnik, dinsel veya dilsel azınlıkların veya yerli kökenli kişilerin bulunduğu devletlerde, böyle bir azınlığa mensup veya yerli olan bir çocuk, kendi kültürünü benimsemek, kendi dinini açıklamak ve uygulamak veya kendi dilini kullanma hakkından mahrum bırakılamaz.” Bu sebeple, kültürel kimliğin oluşmasında kişinin anadilini öğrenmesi çok önemlidir. Uygurca öğretimini yasaklayan ve halkı tek bir dil altında zorla asimile etmeye çalışan politikalar, bu ilkeyi de ihlal etmektedir.[27]

13. maddeye göre “çocuğun ifade özgürlüğü hakkı olacaktır; bu hak, ülke sınırları ne olursa olsun, sözlü, yazılı veya basılı olarak, sanat biçiminde veya çocuğun seçeceği diğer herhangi bir araçla her türlü bilgi ve fikri arama, alma ve verme özgürlüğünü içerir.” 14. maddede ise “Taraf Devletlerin, çocuğun düşünce, vicdan ve din özgürlüğü hakkına saygı göstermeleri gerektiği vurgulanmıştır.” Görüldüğü üzere 13 ve 14. maddeler özellikle çocukluk eğitimi ile ilgili olarak düşünce, din ve ifade özgürlüğü hakkını sağlar. Ancak yetimhanelerde çocuklara hiçbir özgürlük verilmediği gibi Çin ideolojisi dayatılır.

Sözleşmenin 9. maddesine bakıldığında “Taraf Devletler, yargı denetimine tabi yetkili makamlar, yürürlükteki yasa ve usullere uygun olarak, olası bir ayrılmanın çocuğun yüksek yararı için gerekli olduğuna karar vermedikçe, çocuğun ebeveynlerinden kendi istekleri dışında ayrılmamasını sağlarlar.” Oysa bu maddeye aykırı olarak çocuklar ailelerin rızası gözetilmeksizin onlardan alınmış ve yetimhanelere yerleştirilmiştir. Ayrıca aileleri ve akrabalarıyla her türlü iletişimleri yasaklanarak eğitim, sağlık ve güven gibi başlıca hakları ihlal edilmiştir.

Doğu Türkistan’da çocuklara yönelik uygulanan bu politikalar 19 maddelik BM soykırım sözleşmesini de ihlal etmiştir. Çünkü bu sözleşmenin bütün maddeleri çocuklarla da ilgilidir. Örneğin, sözleşmenin 2. maddesinde “grup üyelerini öldürmek, onlara bedensel veya zihinsel zarar vermek, doğumları azaltıcı politikalar ve gruba mensup çocukları başka bir gruba nakletmek”[28] gibi maddeler, soykırım suçunu oluşturur ifadesi yer almaktadır. Ayrıca, sözleşmenin 3. ve 4. maddesinde “soykırımda bulunmak, buna teşebbüs etmek ve soykırımda bulunulması için iş birliği yapmak[29] gibi suçları işleyen devletlerin ve kişilerin uluslararası bir mahkeme tarafından yargılanacağı vurgulanmıştır.

SONUÇ

Çin’in kuzeybatısında yer alan Doğu Türkistan, çoğunluğu Müslüman nüfusa sahip bir bölgedir. Asya’nın kalbinde yer alan ve başkenti Urumçi olan bölge, önemli kaynakları ve stratejik konumu nedeniyle 1949 yılında Komünist Çin işgaline maruz kalmış; daha sonra bu topraklarda yaşayan Müslüman gruplar -Uygurlar başta olmak üzere- için zor yıllar başlamıştır.

Çin hükûmeti, Müslüman ve Türk kimliğini yok etmek ve Doğu Türkistan’daki Müslümanların halklarını asimile etmek için sert politikalar takip etmiştir. Uygurların radikal fikirlere sahip olduklarını iddia etmekte; sert politikalara başvurma nedenini, Çin’in toprak bütünlüğünü korumak, Çin halkına ve hükûmetine karşı olası tehditleri ortadan kaldırmak olarak göstermektedir.

Bu asimile politikalarından en sistematik olanı 2014 yılında inşa edilmeye başlayıp 2017 yılından itibaren kitlesel bir hal alan toplama kamplarıdır. Bu kampların sayılarının 1.200’ü aştığı ve her geçen gün üzerine yenilerinin ilave edildiği bir gerçektir.

Çin hükûmeti, insanların beynini yıkamak için onları akıbetleri belli olmayan eğitim kamplarına almakta ve gayri insanî şartlara tabi tutmaktadır. Böylece Müslümanlar inançlarını özgürce yaşayamamakta ve düşüncelerini istedikleri gibi ifade edememektedirler. Ayrıca dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi bu bölgede de hükûmetin acımasız politikalarından en çok etkilenen çocuklardır. Annesi ve babası kamplara alınan çocuklar, kimsesiz kabul edilerek yetimhanelere alınmakta ve aileleriyle her türlü iletişimleri yasaklanmaktadır. Sağlık şartlarının yetersiz olduğu bu kamplarda, eğitim de baskı altında sürdürülmektedir. Benliklerini unutan bu çocuklara, anne ve babalarına yapıldığı gibi soykırım yapılmaktadır. Birçok çocuk bu ağır şartlara dayanamayıp hayatını kaybetmekte,  bir kısmı evlatlık olarak verilmekte, bir kısmı da organ ticaretinde kullanılmaktadır.

Bu yüzden birçok Uygur ebeveyn, çocuklarına ulaşmaya çalışmakta ve uluslararası düzlemde Çin hükûmetinin bu politikalarına karşı yardım istemektedir. Her ne kadar Uluslararası Af Örgütü, çocukların ailelerinden alınarak yetimhanelere verildiğini ve soykırıma maruz bırakıldıklarını dünyaya duyursa da kâğıt üzerinde kabul ettiği Çocuk Hakları Sözleşmesi’ne aykırı davranan Çin, bu iddiaları reddetmektedir. Çünkü hükûmet nezdinde dezavantajlı kabul edilen bu kimsesiz çocuklar, potansiyel suçludur. Onları en baştan eğitmek esastır ve bu süreçteki her yol mubahtır.


[1] The New York Times, The Xınjıang Papers, https://www.nytimes.com/interactive/2019/11/16/world/asia/china-xinjiang-documents.html,  (26.01.2022).

[2] Mazlumder Dış İlişkiler Komitesi, “Doğu Türkistan İnsan Hakları Raporu”, Mazlumder, (2010), 65.

[3] IHH, “July 5: Third anniversary of Urumqi Massacre”, https://ihh.org.tr/en/news/july-5-third-anniversary-of-urumqi-massacre-1352,  (04.03.2022).

[4] Council on Foreign Relations, “China’s Repression of Uyghurs in Xinjiang”,  https://www.cfr.org/backgrounder/chinas-repression-uyghurs-xinjiang,   (27.01.2022).

[5]BBC News, Who are the Uyghurs and why is China being accused of genocide? https://www.bbc.com/news/world-asia-china-22278037, (27.01.2022).

[6] Murat Yılmaz, “Doğu Türkistan’da Toplama Kampları Adım Adım Soykırım”, İHH, (2020), 18.

[7]Vox, “Concentration camps and forced labor: China’s repression of the Uighurs, explained” https://www.vox.com/2020/7/28/21333345/uighurs-china-internment-camps-forced-labor-xinjiang, (27.01.2022).

[8] Mazlumder Dış İlişkiler Komitesi, 26.

[9] Nurettin İzbasar, Doğu Türkistan Raporu, İHH, (Temmuz 2020), 19.

[10] Yılmaz, “Doğu Türkistan’da Toplama Kampları Adım Adım Soykırım”, 80.

[11] Yılmaz, “Doğu Türkistan’da Toplama Kampları Adım Adım Soykırım”, 80.

[12]BBC News, “Çin'de Müslüman Uygur Türklerinin tutulduğu 'eğitim kamplarına' girdi”, https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-48680543, (03.02.2022).

[13] İndependent, “Uighur Muslims forbidden to pray or grow beards in China's 're-education' camps, former detainee reveals”, https://www.independent.co.uk/news/world/asia/china-uighur-muslim-education-camps-forbidden-beards-pray-pork-xinjiang-a8835861.html, (03.02.2022).

[14]Amerika’nın Sesi, “Çin’in Toplama Kamplarından Kurtulan Uygur Türkü Anlatıyor”, https://www.youtube.com/watch?v=37NOnWZAN1A&t=206s (3 Şubat 2022).

[15] Isabel Van Brugen, “Uyghur Children Kidnapped by the State, Put in Xinjiang’s State-Run ‘Orphanages”,  https://www.theepochtimes.com/uyghur-children-kidnapped-by-the-state-put-in-xinjiangs-state-run-orphanages_2705600.html, (02.02.2022).

[16] Çocuk Vakfı, “Doğu Türkistan Çocuk Raporu Etnik ve Kültürel Soykırım”, (İstanbul: Çocuk vakfı yay., 2021), 8.

[17]The Guardian, “Chinese detention 'leaving thousands of Uighur children without parents”, https://www.theguardian.com/world/2020/oct/16/thousands-of-uighur-children-orphaned-by-chinese-detention-papers-show, (03.02.2022).

[18] Radio Free Asia, “Children of Detained Uyghur Parents Held in ‘Welfare Schools’ in China’s Xinjiang”, https://www.rfa.org/english/news/uyghur/welfare-schools-08162021174124.html, (03.02.2022).

[19] Emily Feng, “Uyghur kids recall physical and mental torment at Chinese boarding schools in Xinjiang”, NPR,

https://www.npr.org/2022/02/03/1073793823/china-uyghur-children-xinjiang-boarding-school, (04.02.2022).

[20] Çocuk Vakfı, “Doğu Türkistan Çocuk Raporu Etnik ve Kültürel Soykırım”, 10.

[21] Nar, “Doğu Türkistanlı Çocuklar”,4.

[22]Sarah Siddique, “Uyghurs Suffering Horrific Healthcare Violations, Synapse”, https://synapse.ucsf.edu/articles/2021/10/12/uyghurs-suffering-horrific-healthcare-violations,  (10.02.2022).

[23] Dünya Uygur Kurultayı, Çin, Uygur Ana-Babaları Hapsediyor, Çocuklarını İse, Çin’e Götürerek Asimile Ediyor, https://www.uyghurcongress.org/tr/cinuygur-ana-babalari-hapsediyorcocuklarini-isecine-goturerek-assimile-ediyor/,  (10.02.2022).

[24] UNICEF, Convention on the Rights of the Child”, https://www.unicef.org/turkey/en/convention-rights-child, (19.02.2022).

[25] UNICEF, “Convention on the Rights of the Child”, https://www.unicef.org/turkey/en/convention-rights-child, (03.02.2022).

[26] Cansu Nar, “Doğu Türkistanlı Çocuklar”, İNSAMER, (2020). 2.

[27] Georgetown Journal of International Affairs, “The Uyghur Genocide through the Lens of the Child”, https://gjia.georgetown.edu/2021/08/17/the-uyghur-genocide-through-the-lens-of-the-child/. (02.02.2022).

[28] BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, https://www.ombudsman.gov.tr/document/mevzuat/32702-Soykirim-Sucunun-Onlenmesine-Ve-Cezalandirilmasina-Dair-Sozlesme.pdf, (04.02.2022).

[29] BM Soykırım Suçunun Önlenmesine ve Cezalandırılmasına Dair Sözleşme, TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu, https://www.ombudsman.gov.tr/document/mevzuat/32702-Soykirim-Sucunun-Onlenmesine-Ve-Cezalandirilmasina-Dair-Sozlesme.pdf, (04.02. 2022).

Son Eklenenler

İklim Değişikliği ve Kuraklığın Somalili Çocuklar

Kuraklık, Somali’yi etkisi altına almaya devam ederken milyonlarca kişi insanî bir felaketle karşı karşıya.

  • 21.09.2022

Türkiye'nin Doğu Türkistanlı Göçmen Çocukları

Doğu Türkistanlı Müslümanların, Türk kökenli oldukları ve bu toprakların yerli halkı oldukları bilinen bir gerçektir.

  • 30.08.2022

Suriyeli Mülteci Çocukların Medyada Temsili

Çeşitli mekânlarda karşılaşılan ya da etkileşimde bulunulan Suriyeli çocukların en görünür olduğu yerlerden biri medyadır.

  • 29.04.2022