Modern ve Modern Öncesi Dönemde Yetim ve Kimsesiz Çocuklar

Korunmaya muhtaç çocukların tarihteki yaşam tarzları incelendiğinde, içinde bulundukları durumlara bağlı olarak hemen hemen her toplumda çeşitli sorunlar yaşadıkları görülmektedir.
28.03.2022 | Ahmet Yalçın
Modern ve Modern Öncesi Dönemde Yetim ve Kimsesiz Çocuklar

MODERN VE MODERN ÖNCESİ DÖNEMDE YETİM VE KİMSESİZ ÇOCUKLAR KONUSUNDAKİ UYGULAMALAR VE TARİHTEN ÖRNEKLER

Tarih boyunca toplumlarda yaşanan çeşitli olaylar neticesinde insanların bireysel ve kitlesel olarak hayatlarını kaybetmesine, yaşadıkları coğrafyalardan sürülmesine ve aile içi bağların kopmasına bağlı olarak “korunmaya muhtaç çocuklar” kavramı ortaya çıkmıştır. Sosyal bir olgu olan korunmaya muhtaç çocuklar kavramına babasını kaybetmiş yetimler, annesini kaybetmiş öksüzler veya Arapça tanımıyla hem annesini hem de babasını kaybetmiş latîmler, ailesi tarafından terk edilmiş ya da sokağa bırakılmış çocuklar ve anne babası hayatta olmasına rağmen ihtiyaç duyduğu ilgi ve sevgiden mahrum olan çocuklar dâhil edilebilir.

Korunmaya muhtaç çocukların tarihteki yaşam tarzları incelendiğinde, içinde bulundukları durumlara bağlı olarak hemen hemen her toplumda çeşitli sorunlar ve sıkıntılar yaşadıkları görülmektedir. Mesela Cahiliye Dönemi olarak adlandırılan 500’lü yılların Arap yarımadasında, yetim ve kimsesiz çocukların yaşadıkları bir takım zorluklar, gerek Kur’an-ı Kerim’de gerek o döneme ait bilgiler veren bazı kaynaklarda yer almaktadır.

Bununla beraber 19. yüzyılda ortaya çıkan sömürgecilik faaliyetleri, 20. yüzyılda artan iş gücü ihtiyacına bağlı olarak ucuz iş gören ihtiyacı ve 21. yüzyılda patlak veren krizler ve bu krizlerin sebep olduğu bazı olaylar sonucunda birçok çocuk, ağır iş yükü altında ezilmek durumunda kalmıştır. Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği tarafından 2020 yılı sonunda hazırlanan raporda, dünya genelinde 82.4 milyon kişinin zorla yerinden edildiği, bunların yaklaşık 35 milyonunun 18 yaş altındaki çocuklardan oluştuğu belirtilmiştir. Bununla beraber, UNICEF raporlarına göre her gün dünya genelinde 10.000 çocuğun yetim kaldığı, toplam yetim sayısının ise 150 milyon civarında olduğu düşünülmektedir.

Çeşitli medeniyetlerde -modern ve modern öncesi çağlar dâhil olmak üzere- kimsesiz ve bakıma muhtaç çocuklar için devletin ve sivil toplumun, sorumluluk bilinci ile hareket ederek bazı uygulamaları hayata geçirdikleri görülmektedir. Bu uygulamalar zaman içerisinde bazı değişikliklere maruz kalmıştır. Eski çağlarda korunmaya muhtaç çocukların bakımları için sivil toplumun rol aldığı görülürken modern zamanlarda bu görevin hem devlet politikaları ile desteklenmesi hem de sivil toplum kuruluşlarının çalışmalarıyla daha profesyonel bir misyona dönüştürülmesi söz konusu olmuştur.

Kadushin, korunmaya ihtiyacı olan çocuklara yönelik en eski kurum bakım hizmetlerinin, M.S. 3 ve 4. yüzyıla uzanan bir geçmişi olduğunu belirtmektedir. Bununla beraber, her çağa göre çeşitli değişim ve gelişim gösteren bu hizmet altyapısının üç ayrı aşamadan geçerek günümüzdeki çalışma prensiplerine ulaştığı görülmektedir.

Birinci aşamada korunmaya muhtaç çocukların büyük gruplar hâlinde bakım hizmeti almaları sağlanırken, bu gruplara verilen hizmetin verimsiz olması ve çocuklar adına bazı zararlı yönlerinin fark edilmesi, ikinci aşama olan koruyucu aile hizmetlerinin geliştirilmesi ve çocukların daha küçük gruplar halinde bakım hizmeti almalarını gerektirmiştir. Son aşamada ise çocukların gelişimlerini en iyi şekilde sağlayabilecekleri ortamın, kendi aile ve akrabalarının yanı olduğuna ilişkin görüşler ortaya çıkmış ve çocuklara, hayatta olan yakınlarının yanında iken dışarıdan bakım hizmeti almasına yönelik uygulamalar pratiğe geçmeye başlamıştır.

Bu çalışmada modern öncesi çağlardan başlamak üzere dünya tarihinde yetim ve korunmaya muhtaç çocuklara yönelik devletlerin ve sivil toplumların ne tür uygulama ve hizmetlerde bulunduğu incelenecek, tarihten örnekler verilecek ve günümüzde yürütülen çalışmalar değerlendirilecektir.

CAHİLİYE DÖNEMİNDE “YETİM” KAVRAMI VE KUR’AN-I KERİM’İN GETİRDİĞİ DÜZENLEMELER

Kur’an-ı Kerim nazil olmaya başlamadan evvel Arap toplumunun yaşadığı dönem, İslamî literatürde Cahiliye Dönemi olarak adlandırılmaktadır. Âyetler, hadisler ve o döneme ait kaynaklar incelendiğinde, yetim ve kimsesiz çocuklara değer verilmediği; bu çocukların türlü zulme ve işkenceye maruz kaldığı görülmektedir. Arap toplumunun içinde bulunduğu bu durum, İslam dininin kabulünden sonra önemli gelişmeler kat etmiştir.

Cahiliye Dönemi’nde, Arap yarımadasında konuşlanmış olan kabileler arasında uzun yıllar devam eden savaşlar ve kan davaları vardı. Bu durum bölgede çeşitli cinayetlere, emniyetsizliğe ve yağmacılığa sebep oluyordu. Bu olaylar, bölgedeki yetim sayısını arttıran başlıca faktörlerden biri sayılmakta ve ölen kişiler arkalarında kendi çocuklarını bırakmaktaydı. Aynı zamanda kız çocuklarına, kadınlara, yaşı küçük çocuklara ve yaşlılara mirastan pay alma hakkı tanınmıyor, yetimlerin mallarına el konuyor, özellikle yetim kız çocukları vasileri tarafından evlendirilerek mehirlerine el konuyordu. Bu şartlarla birlikte yetim haklarının korunmasına dair herhangi bir toplumsal kural ve düzenleme bulunmuyordu.

Kur’an-ı Kerim’de, yirmi iki ayette yetim konusuna değinilmiş ve yetimlerin sahip oldukları haklar belirtilmiştir. Özellikle Mekkî ayetlerde, yetimlerin haklarının yenmesine atıf yapılmış, yetim hakkı yiyen kişilere uyarılarda bulunulmuştur. Mesela yetimlere kötü muamele etmek yasaklanmış (Duhâ, 9); insanlar, muhtaç durumda olan yetimleri doyurmaya ve onlara maddî destek vermeye teşvik edilmiş (Bakara, 215); yetimlere karşı âdil davranılması ve sırf malları için onlarla evlenilmemesi gerektiği ifade edilmiştir (Nisâ, 3). Aynı zamanda yetimlerin mallarının güzelce korunup idare edilmesi gerektiği (En’âm, 152), olgunluk yaşlarına geldiklerinde sahip oldukları malların şahitler huzurunda kendilerine teslim edilmesi gerektiği (Nisâ, 6) gibi konulara da yer verilmiştir. Yine yetim malının haksız yere kullanılması büyük günahlar arasında gösterilmiş ve bu haksızlığı işleyenlerin büyük bir azaba maruz kalacakları belirtilmiştir (Nisâ, 2-6 ve10).

Ek olarak kendisi de bir yetim olan Peygamber Efendimiz (s.a.v.), yetimlerin haklarına dair konularda hassasiyetle açıklamalarda bulunmuştur. Yetimlere yapılacak iyiliklere karşı büyük mükâfatlar verileceğini ve yetimi koruyup gözetenle cennette yan yana bulunacağını ileten Hz. Peygamberin bu müjdeleri, günümüzde dahi yetim hizmetleri konusunda faaliyet gösteren birçok kişi ve kuruluşun ana düsturu olmuştur.

Devlete ait malları, aynı zamanda bu malların toplandığı mekânı ifade eden Beytülmâl’ın harcama kalemleri arasında yetim ve miskinlerin de oluşu, yetime dair hizmetlerin devlet eliyle yapılır bir statüye geldiğini göstermektedir. Hz. Peygamber ve Hz. Ebubekir dönemlerinde ilk örneklerini gördüğümüz bu uygulamanın, Hz. Ömer döneminde kurulan divan teşkilatı ile daha kurumsal bir yapıya evrildiği söylenebilir. Yine farz ibadetlerden biri olan zekât ile yoksul ve kimsesizlerin toplum tarafından desteklenmesi, hem devletin hem de sivil toplumun yetimi ve korunmaya muhtaç kimseleri birlikte desteklemiş olduğunu göstermektedir.

İslam’ın yetim ve muhtaçlara dair getirdiği bu düsturlar, sonraki dönemlerde de İslam devletlerinin izlediği politikaların ana unsuru olmuş; birçok faaliyet kurumsallaşarak hizmet vermeye başlamıştır. Dört Halife döneminden itibaren Emevîler, Abbâsîler, Eyyûbîler, Memlûk, Selçuklu ve Osmanlı gibi devletlerde korunmaya muhtaç çocuk ve ailelerine yönelik birçok uygulama hayata geçmiş ve tarih kayıtlarında yerini almıştır.

TÜRK TARİHİNDE YETİMLERE YÖNELİK HİZMETLER

Yetim ve korunmaya muhtaç kimselere yönelik hizmet ve faaliyetlerin tarihçesi incelendiğine, çeşitli devir ve uygarlıklarda örnek uygulamalar görmek mümkündür. Mezopotamya’da kurulmuş uygarlıklardan biri olan Sümerlerden, Moğolistan bölgesi taraflarındaki Hunlara kadar çeşitli devletlerin, kimsesiz ve muhtaç durumdaki kişiler ve çocuklar için hizmetler ortaya koydukları bilinmektedir.

 Yine 13. yüzyılda İlhanlı Devleti’nin hükümdarlığını yapan Müslüman lider Gazan Mahmûd Hân dönemine ait kazı buluntularında, yetim ve suça meyilli çocuklar için hizmet veren kuruluşlar olduğu tespit edilmiştir. İlerleyen dönemlerde Türk coğrafyasında kurulan Selçuklu ve Osmanlı gibi devletlerde birçok vakıf ve kuruluş, muhtaç durumda yaşayan kimsesiz, yoksul, yetim, sakat, dul gibi kimseler için çalışmalar yapmış; bu yardımlaşma âdetinin gelenek hâline gelmesinde önemli rol oynamıştır.

Hayata geçirdiği pek çok uygulamayla örneklik teşkil eden Türk-İslam medeniyetinin temelini, şüphesiz Kur’an-ı Kerim’den hareketle benimsediği düsturlar ortaya koymuştur. Ayrıca gelenek hâline gelmiş veya insan yararına yapılmış birçok hizmetin, bir ayetten esinlenerek topluma adapte edildiği ve kurumsallaştırıldığı görülmektedir. Örneğin Zâriyât Suresi 19. ayette geçen “Onların mallarında muhtaç ve yoksullar için bir hak vardı, onu verirlerdi.” ifadesi, toplumun bu kesiminde yaşayan insanlara karşı bir sorumluluk bilinci oluşturuyordu. Yine Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in “Velisi olmayanın velisi sultandır.” hadis-i şerifi, kimsesiz çocukların devlet tarafından korunmaya alınmasının temelini oluşturuyordu.

Selçuklu ve Osmanlı Devleti dönemlerinde ise kimsesiz ve yetim çocukların korunması ve hayata kazandırılması adına en önemli kurumların vakıflar olduğu görülmektedir. Vakıflar, Allah’ın rızasını kazanmak amacıyla varlıklı kişilerce kurulan, topluma faydalı müesseseler olarak tanımlanabilir. İnsanlar vakıflar aracılığıyla ve sadaka-i cariye maksadıyla yardıma muhtaç kimselerin gündelik ihtiyaçlarını, eğitim ve barınma masraflarını karşılıyorlardı. Bununla beraber sosyal açıdan bu kimselere yardım etmek ve onları topluma kazandırmak adına muhtaç kimselere aylık bağlanması, kıyafet yardımı yapılması ve evliliklerine destek olunması gibi faaliyetler de vakıfların kendi bünyesinde yürüttüğü hizmetlerdendi.

Osmanlı toplumunda yetime yönelik faaliyetlere ön ayak olmak konusunda padişahların bizzat gerçekleştirdiği uygulamaların olduğu görülmektedir. Örneğin Fatih Sultan Mehmed’in vakfiyesinde yetimlere ayrılmış akçe paylarına rastlanmakta; Kanuni Sultan Süleyman’ın vakfiyesinde, öğrenci olan yetim çocukların ihtiyaçlarının giderilmesine dair bölümler bulunmaktadır. Ek olarak günümüzdeki kadın sığınma ve bakım evlerinin o devirdeki karşılığı olan “erâmilhâne”lerde barınan kadın ve çocuklara destek sağlanmış, Kur’an’ın emirlerine uygun olarak yetim kız çocuklarının ve dulların hakları tahsis edilmiş, evlenecek olanların çeyizlerinin hazırlanması konusunda halkın desteği ile ortaya bir takım hizmetler konmuştur.

Bununla beraber köy ve mahalle gibi yerleşim yerlerinde yaşayan kimselerin maddî açıdan desteklenmesi amacıyla kurulan “avârız vakıfları”; evlenmemiş, dul veya ihtiyaç sahibi kız çocuklarına yardım sağlamak amacı güden “aile vakıfları” ve esnaflar arasında kurulmuş “lonca teşkilatları” da kimsesiz ve muhtaçlar yararına çalışan başlıca kurumlardandır.

Bu vakıf ve kurumların uygulamaları incelendiğinde, yalnız Müslüman yetimlere değil, Müslüman olmayan yetimlere de sahip çıkılması gerektiğine dair padişah fermanlarının olduğu görülür. Osmanlı Devleti’nin son yıllarında yaşanan toprak kayıpları ve büyük göçler sebebiyle toplumdaki muhtaç ve yetim sayısının artmasına bağlı olarak yetim ve kimsesizlere sahip çıkılabilmesi adına bazı devlet kurumlarının ortaya çıktığı görülmektedir.

Osmanlı toplumunda yetimlere yönelik devlet uygulamalarından biri olan “eytâm keseleri”, kendilerine miras kalan malları yönetemeyecek durumda olan yetimlerin mallarının, vasîleri tarafından değer kaybetmeden işletilmesini amaçlayan kurumlardır. Bu sayede elde edilen kazançlarla yetimlerin bakımları üstlenilirken, bu varlıklar üzerinde hakkı bulunan yetimlerin malları değer kaybetmemiş oluyordu. Reşit olduklarında yetimlere Nisa Suresi’nin 6. ayetine uygun olarak sahip olduğu varlıklar, şahitler huzurunda teslim ediliyor, sonuç olarak yetimin hakkı devlet eliyle gözetilmiş oluyordu. Uzun yıllar devam eden bu hizmeti sürdürmek için 1851 yılında Şeyhülislam makamına bağlı olarak Emvâl-i Eytâm Nezâreti kurulmuştur.

Diğer bir örnek uygulama da 1861-1868 yıllarında Tuna ve Niş şehirlerinde valilik yapmış olan Mithat Paşa’nın kurduğu ıslahhanelerdir. Bakara Suresi’nin 220. ayetinden esinlenilerek bu isim verilmiştir. Müslüman ve gayrimüslim yetim çocukların eğitim alarak meslek sahibi olmalarını ve onları hayata kazandırmayı amaçlayan bu kurumlarda, verilen eğitimler için yoksul ve muhtaç durumda olanlardan ücret alınmamıştır. Mezun olan çocuklara -diledikleri takdirde- ıslahhanelerde çalışma imkânı sağlanmış veya onlara işyeri açarak kendi ayakları üzerinde durmaları sağlanmıştır. Başlarda yalnızca kimsesiz çocuklara hizmet vermek amacı güden bu kurumlar, zamanla muhtaç durumda olan ve suç işleyen çocukların da topluma kazandırılmasında önemli rol oynamıştır.

Kelime anlamı “şefkat yuvası” olan ve Osmanlı’dan günümüze kalmış en büyük miraslardan biri sayılan Darüşşafaka ise Tanzimat Fermanı sonrası, çocuklarını kendi açtıkları eğitim kurumlarında okutma fırsatı bulan gayrimüslimlerden hareketle Müslümanlar tarafından1863 yılında İstanbul’da kurulmuştur. Buraya alınacak çocuklar, yetim veya kimsesiz olmak zorundaydı. Bir dizi mülakat sonrası Darüşşafaka’ya kabul edilen bu öğrencilerin bütün ihtiyaçları okul tarafından karşılanıyordu. Cumhuriyetin ilanından sonra bazı isim değişiklikleri yaşayan kurum, son olarak 1953 yılında Darüşşafaka Cemiyeti adını almıştır. Günümüzde ise yetim çocuklar için eğitimde fırsat eşitliği yaratma misyonuyla yoluna devam etmektedir.

Osmanlı’da devlet eliyle yapılan yetim ve kimsesizlere yönelik hizmetlerin en yoğun olduğu dönemlerden biri, Sultan II. Abdülhamid zamanıdır. Bu hizmetlerin artış göstermesindeki temel sebeplerin başında, özellikle çöküş döneminde Balkanlar’da yaşanan toprak kayıplarına bağlı olarak göçlerin artması, bunun beraberinde yetim ve muhtaç sayısının da artması gösterilebilir.

İlk olarak 1895’te İstanbul’daki kimsesiz ve muhtaçlara yardım amacıyla Darülaceze’yi kurduran Padişah, burada 400 kimsesiz çocuğun barındırılmasını sağlamıştır. 1899 yılında, ülkenin ilk çocuk hastanesi olan Hamidiye Etfâl Hastâne-i Âlîsi’nin (Şişli Etfal Hastanesi) kurulmasına öncülük etmiş, 1903 yılında ise savaşlardan sonra ortada kalan ve misyonerlerin odağında olan yetim çocuklar için Dârülhayr-ı Âli’nin açılmasını ferman buyurmuştur. Sadece Müslüman çocuklara değil, gayrimüslim çocuklara da sahip çıkmak niyetiyle açılan kurum, maddî yetersizlik nedeniyle daha az sayıda çocuğa (yaklaşık 400) ve yalnızca Müslüman çocuklara hizmet vermiştir. 1909 yılına kadar hizmetine devam eden Dârülhayr-ı Âli, 31 Mart olayları sonrası Padişah’ın tahttan indirilmesiyle kapatılmıştır.

Zorlu bir döneme giren Osmanlı Devleti’nde, savaşta şehit olan kimselerin geride bıraktıkları yetimlere sahip çıkmak adına 2 Nisan 1917’den itibaren “darüleytâm”lar kurulmaya başlamıştır. Maarif Nezareti’ne bağlı olan bu kurumlar, ilerleyen süreçte ülkenin her yerinde açılmış; bulunduğu dönemde yetimler için verilen en büyük hizmetlerden biri olan darüleytamların sayısı zamanla 62’ye yükselmiştir. Darüleytamlarda on üç yaşını tamamlamış kız çocuklarına sanat eğitimi verilirken erkek çocuklarına da sanat ve ziraat eğitimi verilerek topluma kazandırılmaları sağlanmıştır.

1916’da 20.000 çocuğa hizmet veren Darüleytamlar, zamanla yaşanan sıkıntılara bağlı olarak 1920 yılında 3.500 çocuğa hizmet edebilecek derekeye düşmüştür. Çok kapsamlı hizmetler vermiş olan Darüleytamlar, savaş mağdurlarına kucak açmasının yanı sıra eğitim, barınma, korunma gibi bütün hizmetlerinin toplu olarak verildiği bir müessese olmuştur. Yetersiz kapasite ile karşı karşıya kalınması durumunda ailelerin yanına yerleştirilen yetimler, günümüzdeki koruyucu aile kapsamına girenlerle benzer hizmet almışlardır. Darüleytamların faaliyetleri 1926 yılında 931 sayılı altı maddelik bir kanunla sonlandırılmıştır.

Bu döneme ait bahsedilecek bir diğer müessese de günümüzdeki Çocuk Esirgeme Kurumu’nun temelini oluşturan Himâye-i Etfâl Cemiyeti’dir. 1917 yılında kurulan ve misafirhanesinde 100 çocuğu ağırlamayı amaçlayan Himâye-i Etfâl Cemiyeti mezhep, cins, din fark etmeksizin her çocuğu kabul etme prensibiyle yola çıkmasına rağmen I. Dünya Savaşı sonrası yalnızca Müslüman çocuklara hizmet vermiştir. Bunun sebebi de diğer dinlere mensup kişilerin kendi çocuklarına sahip çıkması olarak gösterilebilir.

Cemiyetin faaliyetlerine paralel olarak Ankara’da, Fuat Umay ve arkadaşları tarafından 1921 yılında “Himâye-i Etfâl Cemiyeti” kurulmuş; ilerleyen yıllarda İstanbul Himâye-i Etfâl Cemiyeti görevine son verirken Ankara Himâye-i Etfâl Cemiyeti faaliyetlerine devam etmiştir. 1935 yılında ise adı “Türkiye Çocuk Esirgeme Kurumu” olarak değiştirilmiş ve 1223 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile kamu yararına çalışan derneklerden sayılmıştır. Günümüzde Çocuk Esirgeme Kurumlarının çocuk yuvaları, sevgi evleri ve çocuk evleri gibi hizmetler veren birimleri bulunmaktadır.

Cumhuriyetin ilanı sonrasında yetim çocukların korunması ve eğitilmesi amacı taşıyan ilk yasa, 1949 yılında kabul edilen 5387 numaralı Korunmaya Muhtaç Çocuklar hakkındaki yasadır. 1957 yılında bunun yerine 6972 sayılı aynı ismi taşıyan kanun düzenlemesi kabul edilmiş; bu kanun da 1983 yılında düzenlemelere uğrayarak 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK) Kanunu olarak yürürlüğe girmiştir.

Kanun uyarınca korunmaya muhtaç çocukların bakım ve gözetimi devlet adına Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü tarafından yapılmaktadır. Bu kurum hizmetleri kapsamında, dezavantajlı durumlarına rağmen kimsesiz çocukların topluma kazandırılmaları amaçlanmaktadır. Aynı amacı destekleyen diğer bir düzenleme de 1988 tarihli 3413 sayılı kanundur ve korunmaya muhtaç çocukların istihdamına ilişkin durumları düzenlemeyi hedeflemiştir. Yine 2005’te sosyal güvenlik noktasında da düzenlemeler getirilerek 5395 sayılı Çocuk Koruma Kanunu ile suça sürüklenen çocukların hakları güvence altına alınmıştır.

DÜNYA TARİHİNDE YETİMLERE YÖNELİK HİZMETLER

Dünya genelinde yetim ve kimsesiz çocuklara yönelik çalışmalar incelendiğinde, bazı toplumlarda hizmetlerin birbirine paralel olarak ilerlediği görülürken bazı toplumların bu noktada yetersiz kaldıkları fark edilmektedir.

Avrupa’da en eski kamu yetimhaneleri 14. yüzyılda ortaya çıkmış; bu kurumlar bazen bir şehir hastanesinin parçası olarak bazen de bağımsız kurumlar olarak varlık göstermiştir. Malî açıdan devir daimini sağlayan gelirleri arasında kilise bağışları, özel bağışlar ve kamu fonları bulunan bu kurumlar, genelde maddî zorluklar çekmekte ve masraflarını karşılamakta zorlanmaktaydı.

Avrupa yetimhanelerindeki çocukların sayısı, dünya genelinde de yaygın olan hastalık, savaş gibi durumlar sonucu artmıştır. Örneğin ilk olarak 14. yüzyılda ortaya çıkan veba hastalığı ve diğer salgın hastalıklar döneminde yetimhanelerde bulunan çocukların sayısının çarpıcı bir biçimde arttığı kaydedilmektedir.

Amerika tarihinde ise 19. yüzyıl öncesi yalnızca birkaç yetiştirme kurumu bulunmaktadır. İlk yetimhane 1729 yılında Kızılderililer ile Beyazlar arasında Mississippi eyaletinde yaşanan çatışmalar sonrası yetim kalan beyaz çocuklara bakmak için kurulmuştur. İlerleyen süreçte, 1830-1850 arasında hayırsever gruplar tarafından 56 çocuk kurumu daha açılmıştır.

Kapitalizmin hâkim olduğu topluluklarda yetim ve korumasız çocuklar, Müslüman coğrafyalarda yaşayan çocuklar kadar şanslı olamamıştır. Amerika Birleşik Devletleri’nde sömürgecilik faaliyetleri için yıllar boyu ucuz iş gücü olarak görülen korunmasız çocuklar, yine ucuz ev işçisi olarak koruyucu ailelere veya yurtlara yerleştirilmiştir. 1857 yılında New York’ta yapılan bir araştırmada, çocukların güçsüzler yurtlarında çok kötü şartlar altında, karanlık ve pis odalarda, yeterli beslenme imkânı dahi olmadan hayat sürdükleri ifade edilmiştir.

Benzer bir durum, 1944’te Lady Allen tarafından, The Times Gazetesi’nde, İngiltere’de bulunan yurtlar için dile getirilmiştir. Geçtiğimiz mayıs ayında, Kanada’da 1978 yılında faaliyetlerini sonlandıran bir çocuk yatılı okuluna ait çıkan haberde, 215 çocuğun ceset kalıntılarının bulunduğu toplu mezarların tespit edilmesi, bu çocukların yaşadıkları trajedileri gözler önüne sermektedir.

19. yüzyıldan itibaren gün yüzüne çıkmaya başlayan bu kötü şartlara önlem olarak bir dizi politika hayata geçirilmiştir. 1853 yılında Amerika’da New York Çocuklara Yardım Topluluğu kurulmuş; çocukların kötü şartlar altında yaşamasından ise kırsal kesimde yaşayan ailelerin yanına gönderilmesi uygun görülmüştür. Bu sayede bir nevi koruyucu aile statüsü görecek olan köylü aileler, ek olarak ucuz iş gücüne de sahip olmuştur. Benzer amaçla 1883’te Chicago’da Amerikan Eğitim Topluluğu kurulmuş ve çocukların koruyucu ailelere yerleştirilmesi sürecini iyileştirmek adına çalışmalar yapmıştır.

Çocuklara sunulan hizmet türleri her duruma uyum sağlayamadığı için zamanla değişimlere ve gelişmelere uğramıştır. Avrupa’da hizmet veren kurumlar incelendiğinde 12’den daha az çocuğun aile ortamına benzer bir iklimde yetiştirilmeye çalışıldığı Aile Grup Evleri (Family Group Homes) ve 10-20 çocuğun birbirine bitişik evlerde yaşadığı Grup Evleri (Grouped Cottage Homes) karşımıza çıkar. Yanı sıra daha geniş çaplı hizmet veren Büyük Evler (Large Homes), Çocuk Bakım Evleri (Residental Nurseries) ve kurumlara alınmadan önce çocukların tedavi edildiği Kabul Merkezleri (Reception Centers) de bunlar arasındadır.

Kışla tipi bakım gören çocukların zorlu ve kötü şartlar altında yaşaması, muhtaç oldukları ilgi ve şefkati görememesiyle beraber, çocukların mümkün olduğunca aile ortamını ve sıcaklığını hissetmesi gerektiği kanaatine varılarak koruyucu aile ve danışmanlık türü hizmetler Avrupa ve Amerika’da uygulanmaya başlamıştır.

GÜNÜMÜZ DEĞERLENDİRMESİ VE SONUÇ

Günümüzde savaş, yoksulluk, doğal afet ve salgın hastalıkların başı çektiği nedenlerden dolayı yetim sayısı günden güne artmaktadır. Son verilere göre dünya üzerinde kayıtlı 153 milyon yetimin bulunduğu, gerçek sayının ise 400 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilmektedir. Bununla beraber 1.2 milyon çocuğun insan ticaretine konu edildiği ve yüzbinlerce çocuğun zorla silah altında tutulduğu bilgiler arasındadır.

Son yüzyılda çocukların en temel haklarını koruma altına almak için gelişmiş devletlerce imzalanan çocuk hakları sözleşmeleri ve düzenlemelerinin hükümleri ne yazık ki yalnızca bu devletlerde yaşayan çocukları koruma altına alırken, Orta Doğu ve dünyanın diğer kesimlerinde yaşayan çocuklar için aynı hassasiyet gösterilmemektedir. Milyonlarca çocuğu zorlu şartlar altında yaşamaya mecbur eden devletler, çocukların haklarını kendi bildirgelerinde yazmış ancak uygulamaya geçirmemiştir. Günümüzde hâlâ süregelen savaşlar, zenginlik hırsı veya politik kazançlar elde etme uğruna girişilen olaylar, bu coğrafyalarda doğan çocukların hayatlarını tehdit etmeye devam etmektedir.

Bütün bunlara rağmen yetim ve kimsesiz çocuklar için atılacak en güzel ve en doğru adımın, Kur’an ve sünnette belirtildiği ve günümüz gelişmiş devletlerinin aslında bunları teoride uyguladığı görülmektedir. Bütün dünyada yetim ve kimsesiz çocukların topluma kazandırılması, haklarının korunması ve birer birey olarak hayatlarına devam edebilmeleri için devletin ve sivil toplumun birlikte hareket etmesi gerekmektedir. Toplumdaki her bir ferdin, bu çocukların korunması konusunda sorumluluk bilincini taşıması; devletin, doğru politikalar uygulayarak bu alanda sunduğu imkânları genişletmesi en doğru ve en iyi yaklaşım olacaktır.

 

             KAYNAKÇA

ARI, Abdüsselam. “Yetim”. https://islamansiklopedisi.org.tr/beytulmal (07.03.2022).

BBC NEWS. “Kanada’da bir okuldaki toplu mezarda 215 ‘yerli çocuğun’ kalıntıları bulundu”. 29 Mayıs 2021. https://www.bbc.com/turkce/haberler-dunya-57291989 (08.03.2022).

ÇAMUR DUYAN, Gülsüm. ACAR, Hakan. “Dünyada Sosyal Hizmet Mesleğinin Ortaya Çıkışı ve Gelişimi”. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/797532 (08.03.2022).

ÇANLI, Mehmet. “Tarihî Süreç İçerisinde Eytam Sandıklarının Hukuki Mevzuatı ve Karşılaştığı Sorunlar (1851-1920)”. https://dergipark.org.tr/tr/pub/teke/issue/56890/798970 (08.03.2022).

ÇİFTÇİ, Cafer. “Osmanlı Döneminde Bursa’da Eytâm Keseleri”. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/214715 (08.03.2022).

DİKİCİ, Esra. “Kur’an’da Yetim Kavramı ve Osmanlı Devleti’nde Yetim Kurumları (Bir Kur’an Kavramının Kurumsallaşması)”. http://acikerisim.karabuk.edu.tr:8080/xmlui/bitstream/handle/123456789/721/10308462.pdf?sequence=1&isAllowed=y (07.03.2022).

ERKAL, Mehmet. “Beytülmâl”. https://islamansiklopedisi.org.tr/beytulmal (07.03.2022).

İNSAMER. “2020 Orphan Report”. (13.05.2020). https://en.insamer.com/2020-orphan-report.html. (07.03.2022).

İNSAMER. “Yetim Kimdir?”. http://www.insamer.com/tr/yetim-kimdir-_1556.html (08.03.2022).

İPŞİRLİ, Mehmet. “Avârız Vakfı”. https://islamansiklopedisi.org.tr/avariz-vakfi (08.03.2022).

GÖKÇEARSLAN ÇİFTÇİ, ELİF. “Türkiye'de ve Dünyada Korunmaya İhtiyacı Olan Çocuklara Yönelik Hizmetlerin Tarihsel Gelişimi”. https://dergipark.org.tr/tr/pub/spcd/issue/21119/227478. (07.03.2022).

N. MALUCCIO, Anthony. “Child Welfare Service”. New York, 1974. (31 July 2013). https://doi.org/10.1080/00220612.1976.10671375 (07.03.2022).

ÖZTÜRK, Nazif. “Tarihte ve Bugün Vakıflar Eliyle Aileye Götürülen Hizmetler”. https://dergipark.org.tr/tr/pub/spcd/issue/21117/227447 (08.03.2022).

UNHCR. “Welcome to UNHCR’s Refugee Population Statistics Database”. https://www.unhcr.org/refugee-statistics/ (07.03.2022).

VİKİPEDİ. “Cahiliye Dönemi”. https://tr.wikipedia.org/wiki/Cahiliye_D%C3%B6nemi (07.03.2022).

WIESNER-HANKS, Merry. “Children and Youth in History | Orphans and Colonialism (17th c.)”. CHILDREN YOUTH IN HISTORY. https://chnm.gmu.edu/cyh/case-studies/84 (08.03.2022).

 

Son Eklenenler

İklim Değişikliği ve Kuraklığın Somalili Çocuklar

Kuraklık, Somali’yi etkisi altına almaya devam ederken milyonlarca kişi insanî bir felaketle karşı karşıya.

  • 21.09.2022

Türkiye'nin Doğu Türkistanlı Göçmen Çocukları

Doğu Türkistanlı Müslümanların, Türk kökenli oldukları ve bu toprakların yerli halkı oldukları bilinen bir gerçektir.

  • 30.08.2022

Suriyeli Mülteci Çocukların Medyada Temsili

Çeşitli mekânlarda karşılaşılan ya da etkileşimde bulunulan Suriyeli çocukların en görünür olduğu yerlerden biri medyadır.

  • 29.04.2022