Türkiye'nin Doğu Türkistanlı Göçmen Çocukları

Doğu Türkistanlı Müslümanların, Türk kökenli oldukları ve bu toprakların yerli halkı oldukları bilinen bir gerçektir.
30.08.2022 | Fatma Yazıroğlu
Türkiye'nin Doğu Türkistanlı Göçmen Çocukları

GİRİŞ

Doğu Türkistanlı Müslümanların, Türk kökenli oldukları ve bu toprakların yerli halkı oldukları bilinen bir gerçektir. Bugün itibariyle bu bölge Çin Halk Cumhuriyeti sınırları içerisindedir ve resmî adı Sincan Uygur Özerk Bölgesi’dir. 1945 yılında Rusya-Çin iş birliğiyle kurulan Doğu Türkistan Cumhuriyeti’nin kaldırılması sonucunda bölge önce Sincan adıyla Çin Halk Cumhuriyeti’nin bir vilayetine dönüştürülmüş, 1955 yılında da Çin Komünist Partisi’nin (ÇKP) ideolojisine uygun olarak Sincan Uygur Özerk Bölgesi adıyla yeniden inşa edilmiştir.

Doğu Türkistan, Çin ile Orta Asya arasındaki enerji, doğal gaz ve petrol boru hattı bağlantısı için önemli bir rol oynamaktadır. Ancak Doğu Türkistan’a “Sincan Uygur Özerk Bölgesi” denmesine rağmen Uygurlar için bir özyönetim yoktur. Dahası, Doğu Türkistan’daki önemli siyasî, idarî ve ekonomik organların yüzde 90’ından fazlası Çinli çalışanlar tarafından işgal edilmektedir. Çin hükûmetinin sert politikalarından etkilenen Müslümanlar dünyanın farklı yerlerine göç etmekte ve göçmen statüsüyle yaşamaya çalışmaktadır.

Bu çalışmada ilk olarak Doğu Türkistanlı Müslümanların göç etme sebepleri ele alınacak ve daha sonra Türkiye’deki Doğu Türkistanlı göçmenler hakkında bilgi verilecektir. Bu başlık altında ikamet, güvenlik gibi Müslümanların yüzleştiği temel sorunlar üzerinde durulacaktır. Ayrıca Türkiye’de bulunan Doğu Türkistanlı göçmenlerin bir kısmını Mısır’dan gelen öğrenci grubu oluşturmaktadır. Bu sebeple bu başlık altında Türkiye’ye Mısır’dan gelen göçmenlerden de bahsedilecektir. Daha sonra Doğu Türkistanlı çocukların Türkiye’deki durumuna odaklanılacaktır. Çünkü dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi göçlerden en çok etkilenenler çocuklardır. Bu sebeple bu bölümde çocukların durumları eğitim, sağlık ve güvenlik açısından ele alınacaktır.

  1. Doğu Türkistanlı Müslümanları Göçe Zorlayan Başlıca Nedenler

11 Eylül saldırılarından sonra Batı siyasetine yakın bir tutum sergileyen ÇKP yönetimi bölgedeki Müslümanları radikalleşmekle suçlayarak onları hedef göstermiştir. Bu tarihten sonra Çin hükûmeti birçok politikayla bölgede yaşayan Müslümanların haklarını ihlal etmiştir. “Bölgedeki Müslümanlar zengin yer altı ve üstü kaynaklarına sahip oldukları anayurtlarında ikinci sınıf vatandaş muamelesini bile aratacak şiddette zulüm görmektedir.”[1]

Bu bağlamda öne çıkan politikalar üzerinde duracak olursak:

  • 1994 yılından itibaren ibadet ve din eğitimi yasaklanmıştır.[2]
  • 2003 yılı itibariyle Müslümanların yerel dilleri yasaklanmıştır. Böylelikle Çincenin ve Çin kültürünün sosyal hayatta yayılması amaçlanmıştır.[3]
  • Çin hükûmeti silahlı güvenlik güçleri tarafından, özellikle Doğu Türkistanlı Müslümanları hedef alan ve çatışmaları kışkırtan güvenlik kontrolleri ve gözaltılar gerçekleştirmektedir. Nitekim Doğu Türkistan’da bugüne kadar bir milyondan fazla Müslüman keyfî olarak gözaltına alınmış ve birçok insan herhangi bir basit sebeple eğitim kamplarına alınarak türlü işkencelere maruz kalmıştır ve kalmaktadır.
  • Eğitim kamplarına alınan insanlara komünist ideolojiyi dayatmak ve beyinlerini yıkamak için domuz eti yemek, Çin marşını söylemek ve Allah’ı inkâr eden yeminler etmek gibi asimile edici uygulamalarda bulunulmaktadır.
  • Çin hükûmeti, nüfusu bastırmak için Doğu Türkistanlı kadınları zorla kısırlaştırdığı gibi çocukları ailelerinden ayırarak kültürel geleneklerini yok etmeye çalışmaktadır.
  • 2006 yılından bu yana yüzbinlerce 16-22 yaş grubundaki Doğu Türkistanlı çocuk, Doğu Çin’deki sanayi kentlerinde çalıştırılmaktadır. [4]

Her geçen gün artan bu gibi sebepler yüzünden 2012-2015 yılları arasında Çin’in güney sınırlarında örgütlenen insan kaçakçılarıyla anlaşarak önce Vietnam, Tayland ve Laos sınırlarını aşıp sonra Malezya’ya ulaşan Doğu Türkistanlı Müslümanların önemli kısmı, daha sonra Türkiye’ye gelmiştir.[5] Bu ülkelerde tutuklanan Doğu Türkistanlıların çoğu Çin’e iade edilirken, Türkiye’nin girişimleri sayesinde bir kısmı Türkiye’ye getirilmiştir.

Türk medyası ve Türk hükûmeti, Mart 2014’te Tayland’da ormanlık bir araziye yapılan polis baskınında tutuklanan 220 kaçak göçmenin kimlik kontrolünde kendilerini “Türk” olarak tanıtmasıyla bu insanlarla ilgilenmeye başlamıştır.[6] Böylece Güneydoğu Asya’dan Türkiye’ye gelen Doğu Türkistanlı göçmen kitlesi olsa da bugün Türkiye’deki Doğu Türkistanlı göçmenlerin çoğunluğunu 1951 yılında göç edenler ve onların torunları oluşturmaktadır. Bu göçmenlerin küçük bir kısmı ise 2017 yılında Mısır’dan Türkiye’ye sığınan öğrencilerdir.

  1. Türkiye’deki Doğu Türkistanlı Göçmenler

Bir önceki bölümde belirttiğimiz sebeplerden ötürü birçok Müslüman Çin hükûmetinin politikalarından kaçarak başta Türkiye olmak üzere Pakistan ve Mısır gibi ülkelere yerleşmek zorunda kalmaktadır. Bu süreçte Müslümanların büyük bir çoğunluğu ancak kaçak yollarla göç etmektedir. Çünkü Çin hükûmeti siyasî düşünceleri nedeniyle hapis yatanlara, şüphelilere veya yakınları yurtdışına kaçmış Doğu Türkistanlı göçmenlere pasaport vermek konusunda sorun çıkartmaktadır. Bu sebeple, Çin’den kaçanlar genellikle sahte pasaportla yurtdışına çıkabilmektedirler.

Komşu ülkelere geçiş yaptıktan sonra bir kısmı havayoluyla doğrudan İstanbul’a gelirken, karayolunu kullananlar İran’daki Türk Konsolosluğu’ndan vize alarak Türkiye’ye geçmektedir. “Çok az sayıda da olsa havayoluyla Urumçi’den Bakü veya Dubai üzerinden İstanbul’a gelenler de vardır, ayrıca Doğu Türkistanlı Müslümanların Afganistan, Kazakistan ve Pakistan’a bağlı Azad Keşmir üzerinden de çıkış yaptıkları gibi genel olarak Çin’den Kırgızistan’a geçtiklerini ve oradan da diğer ülkelere ulaştıklarını söyleyebiliriz.” [7] Bu grubun Türkiye’deki toplam sayısı hakkında kesin bir bilgi bulunmamaktadır.

Göçmenlerin Doğu Türkistan’da kalan aile üyeleriyle iletişimleri kesilmiş ve memleketlerinden maddî destek almaları neredeyse imkânsız hale gelmiştir. Türkiye’deki Doğu Türkistanlı göçmenler özellikle son beş yıldır İstanbul’da Zeytinburnu ve Sefaköy ilçelerinde ve Kayseri’de ikamet etmektedir. Yabancı oldukları için Türkiye kanunlarına göre birçok işte çalışmaları yasak olan Doğu Türkistanlı göçmenler, genellikle kiralık ev tutmakta veya kendilerinden önce gelen tanıdıklarının evlerinde kalmaktadır. Dahası, ekonomik olarak zorluk çektikleri için geçimlerini genellikle seyyar satıcılık gibi işlerde çalışarak sağlamaktadırlar.[8] Doğu Türkistanlı göçmenlerin karşılaştıkları sorunlar genellikle ikamet, sağlık, konaklama, eğitim ve güvenlik konusunda olmaktadır.

Yasadışı yollarla Türkiye’ye gelen Doğu Türkistanlı Müslümanların ikamet belgesi elde edebilmeleri oldukça zordur. Geçici vize ile gelenler ise ancak sınırlı süreyle bu belgeyi alabilmektedir.

Ek olarak, bu insanların yaşadığı en önemli sorunlardan biri güvenlik konusu ve sürekli tehdit altında olma duygusudur. Bu durum ciddi depresyonların yaygınlaşmasına neden olmuş ve güvensizlik duygusu içinde yaşama durumunu ortaya çıkarmıştır. Bu durumun nedeni, başta istihbarat servisi olmak üzere Çin hükûmetinin yurtdışında yaşayan Doğu Türkistanlıları sıkı bir izlemeye tabi tutmasıdır.[9] Çin sınırları içinde akrabaları olanlar sadece “wechat” adlı bir mesajlaşma uygulaması aracılığıyla onlarla iletişime geçebilmektedir. Çin yönetimi bu konuşmaları sürekli takip ettiği için bölgedeki insanlar çoğunlukla Türkiye’deki akrabalarıyla iletişimi kesmektedir. Çin’in iletişimi yasakladığı 26 ülkeden biri Türkiye olduğu için bu yasağı çiğnemenin cezası hapis veya eğitim kamplarına gönderilmekle sonuçlanmaktadır. Yerel yönetimler ise akrabalarını rehin alıp hapsetmek gibi çeşitli mantık dışı uygulamalarla Doğu Türkistanlıları istedikleri gibi yurt dışında kontrol altına almayı başarabilmektedir.

Göçmenlerin karşılaştığı bir diğer sorun da sosyal dışlanmadır. İstanbul’daki Doğu Türkistanlı göçmenlerin çoğu yerel halk tarafından “Çinli” olarak etiketlendiğinin altını çizmekte, bunu aşağılayıcı ve dışlayıcı olarak algılamaktadırlar.[10] Bu sorunla en çok muhatap olan kesim şüphesiz Türk çocuklarla aynı ortamda eğitim alan Doğu Türkistanlı çocuklardır. Nitekim bu konuda bir örnek vermek gerekirse;

“Çocuklar okullarında çok dışlandılar. Çocuklarıma Çinli dediler. Sonra çocuklarım bana ‘Anne biz Müslümanız, neden bize burada Çinli diyorlar’ Ve bunu çocuklarıma açıklamaya çalıştım. ‘Doğu Türkistan’ı ve Doğu Türkistan’ı tanımadıkları için dış görünüşünüze bakarak size Çinli diyorlar. Biz elbette Müslümanız ve asıl Türküz.’” (Görüşülen: Kadın, 38 yaşında, evli; Görüşme tarihi: 28.10.2017; Görüşme yeri: Zeytinburnu,).

Diğer bir önemli nokta ise Doğu Türkistanlı Müslümanların Türkiye’de yasal olarak “göçmen” statüsünde kabul edilmeleridir. Her ne kadar göçmen ve mülteci kavramları birbirlerinin yerine kullanılabilir görünse de temelde bazı farklılıklar vardır.

“Mülteci kavramı, 1951 Cenevre Sözleşmesi’ne göre ‘ırkı, dinî, tabiiyeti, belli bir toplumsal gruba mensubiyeti veya siyasî düşünceleri yüzünden, zulme uğrayacağından haklı sebeplerle korktuğu için vatandaşı olduğu ülkenin dışında bulunan ve bu ülkenin korumasından yararlanamayan ya da söz konusu korku nedeniyle, yararlanmak istemeyen yahut tabiiyeti yoksa ve bu tür olaylar sonucu önceden yaşadığı ikamet ülkesinin dışında bulunan, oraya dönemeyen veya söz konusu korku nedeniyle dönmek istemeyen şahıslar’ olarak tanımlanırken,[11] göçmen kavramı ‘ekonomik nedenlerle veya içinde bulunduğu sosyal ortamın hoşnutsuzluğu nedeniyle kendi ülkesini gönüllü olarak terk ederek başka bir ülkeye yasal veya yasadışı yollarla giden, orada yaşayan yabancı’ şeklinde tanımlanmaktadır.[12]

Bu iki kavram arasındaki ayırım önemlidir. Çünkü 1951’deki uluslararası bir sözleşme, mülteci olarak kabul edilen insanlar için belirli hakların ana hatlarını çizerken, göçmenlerin böyle hakları yoktur. Örneğin mülteciler, sınır dışı edilmekten veya hayatlarını tehdit edebilecek durumlara geri gönderilmekten korunmaktadır. Sosyal hizmetlere erişimleri sağlanmakta ve yeni ülkelerinin toplumuna entegre edilmektedirler. Göçmenler ise bir ülkenin göçmenlik yasalarına ve prosedürlerine tabidirler. Geri çevrilebilir veya anavatanlarına geri gönderilebilirler.

  1. Mısır’dan Gelen Uygur Öğrenciler

Bu kısma kadar Doğu Türkistanlı göçmenlerin Türkiye’deki durumları hakkında değerlendirmelerde bulunduk. Ancak “giriş” bölümünde de belirtildiği gibi Türkiye’deki Doğu Türkistanlı göçmenlerin 2017 yılında Mısır’dan gelmiştir. Doğu Türkistan’da din eğitimi ve öğretiminin yasaklanmasından sonra maddî durumu iyi olan Doğu Türkistanlı Müslümanların bir kısmı İslamî ilimleri öğrenmek için çocuklarını başta Mısır olmak üzere Müslüman ülkelere göndermiştir. En çok Doğu Türkistanlı öğrenciyi kabul eden ülke ise Mısır olmuştur. Mısır’da üç binden fazla Doğu Türkistanlı öğrencinin eğitim gördüğü tahmin edilmektedir.

Ancak Çin hükûmetinin yurt dışında olan öğrencileri Çin’e çağırmasıyla birlikte Mısır hükûmeti de sınırları içerisinde olan birçok Doğu Türkistanlı öğrenciyi tutuklamış veya Çin’e geri göndermiştir.[13] Tutuklanıp Çin’e götürülen yüzlerce öğrencinin haberi, Mısır’daki Doğu Türkistanlı öğrenciler arasında endişeye sebep olmuş ve ancak Türkiye vizesi alabilenler kaçabilmiştir.[14]

Türkiye’ye gelen öğrenciler de birtakım sorunlarla karşılaşmıştır. En büyük problemleri, ebeveynleri ile olan bağlantıları kesildiği için maddî olarak zorluk yaşamalarıdır. Üniversitelere çeşitli kanallardan yerleşebilenler, öğrenim ücretleri de dâhil olmak üzere günlük yaşam giderlerini karşılayacak maddî güçleri olmadığından düşük maaşlarla ve kaçak çalışmaya başlamışlardır.

  1. Göçmen Çocukların Durumu

Bu bölüme kadar Türkiye’deki Doğu Türkistanlı Müslümanların yaşam şartlarına ve karşılaştıkları sorunlara odaklandık. Bu sorunları “çocukların ve yetişkinlerin yüzleştikleri sorunlar” olarak kategorize etmedik. Çünkü bu problemler çocuklar için de yetişkinler için de benzerdi. Ancak “çocuk göçmen” olma durumu başlı başına bir problem olarak göz önüne alınmalıdır. Bu bağlamda göçmen çocukların yaşadıkları temel problemleri eğitim, sağlık ve güvenlik açısından üç başlıkta ele alacağız:

  1. Eğitim

Göçmen çocukların en büyük problemi eğitime erişimdir. Kaliteli bir eğitim, hayatta başarının olmazsa olmazlarından biridir. Ancak bu, göçmenlerin en büyük problemlerinden biridir. UNICEF’e göre genellikle okul güvenliği, sınıftaki dil engelleri ve malî sorunlar nedeniyle göçmen çocukların okula gitmeme olasılığı diğer çocuklara göre beş kat daha fazladır.[15] Bu sorun Türkiye’deki Doğu Türkistanlı göçmen çocuklarda da gözlemlenmektedir.

Doğu Türkistanlı çocuklar kendilerinin “mektep” olarak adlandırdıkları Kur’an kurslarında eğitilmektedirler. Yatılı olan bu kurslarda çocuklar yarım gün devlet okuluna gitmekte, günün kalan yarısında ise dinî dersleri öğrenmektedir. Daha önceki bölümde de bahsedildiği gibi ebeveynlerinin aksine eğitim öğretim faaliyetleriyle sosyalleşme imkânı bulan Doğu Türkistanlı çocuklar, sınıf içerisinde “Çinli” damgası vurularak diğer çocuklar tarafından dışlanabilmektedir. Bu noktada ailelere ve sınıf öğretmenlerine büyük rol düşmektedir. Ayrıca aileleriyle gelen Doğu Türkistanlı göçmen çocuklardan bazıları vize süresinin aşılması gibi sebeplerden dolayı yasadışı olarak Türkiye’de bulunduklarından resmî ikâmetgahlara sahip değildirler. Bu nedenle çocuklar okullara kabul edilmemekte ve ikâmet sorunu devam ettiği müddetçe çocukların eğitim kurumlarına devam etmesi mümkün olmamaktadır.

  1. Sağlık

Şiddete, korkuya ve belirsizliğe uzun süre maruz kalmak, çocukların fiziksel, bilişsel, duygusal ve sosyal gelişimleri üzerinde olumsuz etkilere sebep olmaktadır. Doğu Türkistanlı Müslümanlara yönelik Çin politikaları, hayatta kalabilmek için çok hızlı büyümek zorunda olanlarda “kayıp” bir çocukluk duygusu yaratmakta ve her ne kadar başka bir ülkeye göç edilse de bu durumun etkileri sürmektedir. Yerinden olma duygusu çocukların zihinsel sağlıklarını daha fazla etkileyerek, artan kırılganlıklarına yanıt olarak bir dizi sağlıksız başa çıkma mekanizması geliştirmelerine neden olmaktadır. Buna bağlı olarak çoğunlukla göçmen çocukların Yaygın Anksiyete Bozukluğu (YAB), Travma Sonrası Stres Bozukluğu (TSSB), Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozuklukları ve Anti-sosyal Kişilik Bozukluğu gibi psikolojik rahatsızlıklara sahip oldukları tespit edilmiştir.[16]

Dahası çocuklar, gelir eksikliği, besleyici gıdaya erişim, kaliteli konut ve aynı hanede yaşayan insan sayısı gibi çeşitli problemler nedeniyle yetersiz beslenme riski altındadır. Bu nedenle zayıflama ve bodurluk gibi yetersiz fiziksel gelişim tehdidi ile karşı karşıya kalmaktadır. Çocuklar yabancı dilleri yetişkinlerden daha hızlı öğrendikleri için göçmen çocukların iş bulmaları ebeveynlerine kıyasla daha kolay hale gelmektedir. Buna karşılık çocuklar okula gidememekte, oyun oynayamamakta ve sıklıkla fiziksel, duygusal, cinsel veya ekonomik istismara maruz kalmaktadır.

  1. Güvenlik

UNICEF verilerine göre geçtiğimiz iki yıl boyunca 80 ülkede en az 300.000 ailesinden ayrı düşmüş çocuk kayıt altına alınmıştır. Bu bağlamda göçmen çocuklar, özellikle belgeleri olmayanlar, istismar ve sömürüye karşı savunmasızdır. Çocukları evlerinden ve topluluklarından ayırmaya iten tehlikeler, şiddet, sömürü ve insan kaçakçılığı da dâhil olmak üzere birçok faktör yolculukları boyunca onları risklere maruz bırakmaktadır. Riskler, göç, gözaltı, sosyal dışlanma ve yolculukları boyunca eğitim ve sağlık hizmetleri de dâhil olmak üzere temel hizmetlere erişim eksikliği gibi yetersiz ve ayrımcı uygulamalarla daha da artmaktadır. Son olarak, Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı çocukların çocuk işçiliği problemiyle yüzleşmediklerini söyleyebiliriz. Kimsesiz çocuklarla ve kimsesiz kadınlarla genellikle Uygur yetkililerin kurmuş olduğu vakıflar yardımıyla iletişime geçilmektedir.

  1. Suçluların İadesi Anlaşması

Bu başlık altında, Türkiye’de yaşayan Doğu Türkistanlı göçmenleri etkileyecek olan “Suçluların İadesi Anlaşmasından” bahsedilecektir. Bu anlaşma, Türkiye ile Çin Halk Cumhuriyeti arasında, 13 Mayıs 2017’de Pekin’de imzalanmıştır. İade Anlaşması, 22 maddeden oluşmakta ve şekil olarak, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından hazırlanan Suçluların İadesine İlişkin Model’e dayanmaktadır.[17] Çin Ulusal Halk Kongresi 26 Aralık 2020’de antlaşmayı onaylamış, ancak TBMM henüz onaylamamıştır.

Son olarak, bu anlaşma Türkiye’deki Doğu Türkistanlı Müslümanlarla var olan dilsel ve kültürel bağlar nedeniyle kamuoyunda endişeye sebep olmaktadır. Çünkü anlaşma maddelerine göre Doğu Türkistanlı Müslümanlar Türk vatandaşı olsalar dahi Çin hükûmetine iade edilebileceklerdir.[18] Türkiye Cumhuriyeti parlamentosunun anlaşmayı onaylaması ve anlaşmanın yürürlüğe girmesi halinde bu durumun felakete yol açacağı bir gerçektir.

SONUÇ VE DEĞERLENDİRME

Özetle, 2015 yılından itibaren Çin hükûmeti tarafından toplama kamplarının inşa edilmesi ve Doğu Türkistanlı Müslümanların pasaportlarına el konmasıyla ülkeden çıkışlar yasaklanmıştır. Ancak 2015 yılından önce, Çin hükûmetinin zorunlu kısırlaştırmaya, fiziksel ve cinsel istismara ve dinî binaların yıkılması gibi pek çok insanlık dışı politikalarına dayanamayan Doğu Türkistanlı Müslümanlar, çareyi Türkiye’ye göç etmekte bulmuştur.

Güvenlik arayışı içinde evlerinden kaçmak zorunda kalan Doğu Türkistanlı göçmenler, aşırı kalabalık hanelerde yaşamakta, gıda ihtiyaçlarını karşılamak, faturalarını ödemek veya eğitim, istihdam ve sağlık hizmetlerine erişmek için mücadele vermektedir. En çok da ikâmetgah belgesi alma ve pasaport edinme noktasında sıkıntı yaşamakta; belgeleri eksik olanlar eğitim ve sağlık hizmetlerinden yeterince yararlanamamaktadır. Maddî sıkıntıların, umutsuzluğun ve psikolojik çöküntünün içinde bulunduğu bu grup, çeşitli suistimallere açık hale gelmiştir.

Bu makalede ilk olarak Doğu Türkistanlı Müslümanların göç etme sebeplerini ve Türkiye’deki yaşam koşullarını ele aldık. Ayrıca Mısır’dan gelen öğrencilerin durumlarına odaklandık. Bir sonraki bölümde ise Doğu Türkistanlı göçmen çocukların Türkiye’deki yaşam koşullarından ve haklarından bahsettik. Son olarak Türkiye ve Çin hükûmeti arasında imzalanan “suçluların iadesi anlaşmasını” değerlendirdik.

Avrupa ve Amerika Birleşik Devletleri’ne göç etmek isteyen Doğu Türkistanlı Müslümanlar genellikle geçiş noktası olarak Türkiye’yi seçmektedir. Bu bağlamda Türkiye çaresiz olmakla eleştirilse de Doğu Türkistanlıların durumundan endişe duymaktadır. Türk halkı ile Doğu Türkistanlı Müslümanları arasındaki bağın uzun bir tarihi olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü her iki grup da Türkçe konuşmakta ve önemli etnik bağları paylaşmaktadır. Bu bağlamda Doğu Türkistanlı Müslümanlar büyük ölçüde Türk toplumuyla bütünleşmeyi başarmıştır. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve çeşitli hayır kurumları hiçbir resmî statüye sahip olmayan bu insanlara sahip çıkmaya çalışmaktadır. Doğu Türkistanlı göçmenlerin sorunlarını çözmek ve çeşitli örgütler tarafından sömürülmelerini önlemek için devlet kurumlarının bir an önce harekete geçmesi çok önemlidir.

 

DİPNOTLAR:


[2] KLİMEŠ, Ondřej, "Advancing "Ethnic Unity” and “De-Extremization": Ideational Governance in Xinjiang under "New Circumstances", Journal of Chinese Political Science/Association of Chinese Political Studies yayınları, February, 2018, s.1-24.

[3] DWYER, Arienne, The Xinjiang Conflict: Uyghur Identity, Language Policy, and Political Discourse, East-West Center DC, Policy Studies yayınları, 15, Washington, 2005, s. 26-28.

[5] “Uighur Refugees in Southeast Asia”. https://worldview.stratfor.com/article/uighur-refugeessoutheast-asia (10 Mayıs 2022).

[6] MİLLİYET. “Tayland'da ormanda 220 Türk mülteci bulundu”. http://www.milliyet.com.tr/tayland-daormanda-200-turk/dunya/detay/1851146/default.htm. (10 Mayıs 2022).

[7] MAZLUMDER. “Türkiye'de Bulunan Uygur-Doğu Türkistanlı Mültecilerin Durumu Hakkında Rapor”. http://www.madde14.org/index.php?title=MAZLUMDER_-_T%C3%BCrkiye%27de_Bulunan_Uygur-Do%C4%9Fu_T%C3%BCrkistanl%C4%B1_M%C3%BCltecilerin_Durumu_Hakk%C4%B1nda_Rapor. (25 Mayıs 2022).

[11] BMMYK, Türkiye Temsilciliği, Sığınma ve Mülteci Konularındaki Uluslararası Belgeler ve Hukuki Metinler, Damla Matbaası yayınları, Ankara, 1998, s. 68.

[12] ZİYA, Olcay. “Mülteci-Göçmen Belirsizliğinde İklim Mültecileri”, TBB Dergisi yayınları, c.99, Ankara, 2012, s. 232.

[13] Radio Free Asia, China Detains 12-Year-Old Uyghur Boy on Return to Xinjiang From Egypt, China Detains 12-Year-Old Uyghur Boy on Return to Xinjiang From Egypt — Radio Free Asia (rfa.org), (5 Temmuz 2022.)

[14] BARRİNGTON, Lisa. “Egypt detains Chinese Uighur students, who fear return to China: rights group”. https://www.reuters.com/article/us-egypt-china-uighur/egypt-detains-chinese-uighur-students-who-fear-return-to-china-rights-group-idUSKBN19S2IB. (5 Temmuz 2022).

[15] 5 Unıque Challenges Facıng Refugee Chıldren, https://www.concernusa.org/story/refugee-children-unique-challenges/, (6 Temmuz 2022).

[17] KÖPRÜLÜ, Timuçin, “Türkiye – Çin Halk Cumhuriyeti Suçluların İadesi Antlaşmasına Dair Hukuki Bir Değerlendirme”, Ceza Hukuku ve Kriminoloji Dergisi, 2021; 9(1) s. 85-133.

[18] “Türkiye Cumhuriyeti ile Çin Halk Cumhuriyeti Arasında Suçluların İadesi Antlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Teklifi.” https://www2.tbmm.gov.tr/d27/2/2-1798.pdf. (30.08.2022).

Son Eklenenler

İklim Değişikliği ve Kuraklığın Somalili Çocuklar

Kuraklık, Somali’yi etkisi altına almaya devam ederken milyonlarca kişi insanî bir felaketle karşı karşıya.

  • 21.09.2022

Türkiye'nin Doğu Türkistanlı Göçmen Çocukları

Doğu Türkistanlı Müslümanların, Türk kökenli oldukları ve bu toprakların yerli halkı oldukları bilinen bir gerçektir.

  • 30.08.2022

Suriyeli Mülteci Çocukların Medyada Temsili

Çeşitli mekânlarda karşılaşılan ya da etkileşimde bulunulan Suriyeli çocukların en görünür olduğu yerlerden biri medyadır.

  • 29.04.2022